30 Mart 2012 Cuma

Bu gece Instagram’ı al koynuna

Yak bütün fotoğraflarıııı
Ona ait bütün eşyaları
Bu gece ümitleri al koynuna
Unut insafsızı
Tarkan’ın bir şarkısıdır ki hayatımda maksimum beş kez dinlemişimdir. Ama gel gör ki ağzıma takıldı, şu “instagram” dünyasına daldığımdan beri.
Ner var ne yok bu gezegende? Nedir bu yeni oyuncak ? Nasıl birden bire herkes fotoğrafçı oluverdi? Yepyeni bir gezegen burası , bir sürü kedicik, rengarenk topuklular, kıpkırmızı dudaklar, mosmor tırnaklar gibi uzaylılarla dolu.
Hoş bunları yazıyorum da ben de yeniyim bu gezegende. Ama sayesinde, hayata başka bakar oldum.
Eskiden yolda yürürken kafayı kaldırıp gökyüzüne bakmazdım, ama şimdi dur bakıyım güzel bulutlar var mı demeye başladım. En sevdiğim mekanlara, kimse yokken gidip rahat rahat fotoğraf çekme arzusu sardı. Sabah ezanından önce kalkıp güneşin doğuşunu, hafta sonu şehir dışına çıkıp doğal güzellikleri yakalama hırslarına kapıldım.
Bir nevi hastalık bu da canım. Hoş benim gibi bir kullanıcıyı pozitif etkiledi. Yoksa ben işten eve, evden işe, hafta sonları kafeler barlar vs klasik hayatıma devam ediyor olacaktım. Kimin aklına gelirdi, otları, böcekleri, kuşları, bulutları.. bu kadar çok seveceğim.
Hoş bu gezegende, başka bir vadi var ki, orası da gene çukura düşürecek cinsten. Yani  özel hayatın resmedilmesi kısmı.  Kulağa hoş gelmese de yadırgamayınız, ben de düştüm az çok bu çukura.
Gidiyoruz akşam yemeğine; dolunay var, elimizde içkiler, masa donanmış, kızlar güzel “ayyy garson bey bir fotoğrafımızı çeker misiniiiiiiz?” Başlıyoruz gece gece, yemek ve sohbet keyfinin içine etmeye.
Instagram’a yükleyip, oradan facebook ve twitter vb sosyal yuvalara yolluyoruz ki görülsün güzeliz, paramız var, yemeğe geldik, zevkliyiz özetle işimizi biliriz.
Bir de “aşk vadisi” var tabii. Aşksız bir uygulama olur mu hiç? Çeşitli versiyonları olan bu instagramcılar, aşk vadisinde kaybolanlardan..
Örneğin, bu platformda tanışanlar ki genel methodu bol bol like edip yorum yazarak oluyor.
Burada aşklarını yaşayanlar da var ki tüm öpüşüp koklaştıkları anları ekleyip  millete şov yapılıyor. Sevgilisini bu gezegenden takip edeni de var; “Acaba dün gerçekten Çeşme’ye mi gitti ? ya da “O’nun fotoğrafladığı mekanda Ayşe’nin de fotoğrafı var mı ?” gibi sorularıyla çıldıranlardan oluşuyor.Komik gelecek ama Instagram’dakine aşık olup, gerçeğine tahammül edemeyenler bile burada sürünüyor.
Neyse ben Tarkan’ın şarkısına geri dönmek istiyorum! Çünkü artık yakılası fotoğraflar yok. Kalmadı. O fotoğrafı çekilesi aşkların azalması mıdır, yoksa Instagram’ın fotoğraflarımızı ele geçirmesi midir bilinmez!!! Ama gel gelelim yeni şarkımıza; yeni sözleriyle, yeni gezegenimizde :
Sil bütün fotoğrafları
Ona ait bütün ‘like’ları
Bu gece Instagram’ı  al koynuna
Unut o resmettiğin son aşkını


25 Mart 2012 Pazar

diyalogsuz anlaşmalar

Kadın:  Su getriyim mi canım?
Adam:  Sen istiyorsan..
Kadın : O zaman getirmiyorum
Adam : Sen bilirsin

Çözümsüz bir diyalogdur işte bu. Niye soruyorsun be kadın, ayrıca niye cevabın yok be adam ?
Bu adamla kadın bitmiştir.

Bir de bitmemiş olanların yaşadığı diyalogsuz anlaşmalar var.

Kadın uzun uzun bakar, adam bakmasa bile o anda, anlar, hisseder,, gelir, öper. Bir tek kelime olmadan yaşanır.

Bir pornodur bu diyalogsuz anlaşmalar. Kadının beyni soyunur. Artık adam ruhundadır kadının, yüreğinin kırgınlıklarını görür.

Dingin ama derin sularda yorgun argın yüzerken kadın, boğulmamak adına dibe dalmak istemez; işte o anda anlar adam.

Ya kıyıya çeker yavaş yavaş, ya da bırakır engin denizde..





22 Mart 2012 Perşembe

Yeşil ve Pembe

Yeşil ve pembe gibiydiler
Pijama misali, alt üst..
Takım değil ama uyumlu !

Renkler konusuna dalacağım besbelliydi. Instagram'ın etkisi büyük.

Bahar geldi ya şimdi, film kareleri sardı dört bir yanımı. Her yeni bir renkte yeni bir hikaye.

Bu da yeşil ile pembeninkisi ..

Bir kıpır kıpırdı pembe, alacalı bulacılı hallerden sıyrılıp, toz pembeye uçuverdi. Yeşille karşılaştığında biraz kızarıp bozarıp bordoya yaklaştı ama yeşilin o huzur veren ruh haliyle mora kayıp, sakinledi. Mor da az değildir. TUTKU kübüdür aslen.

Neyse, mor haliyle kendini pembe sanarak oturdular bir yere yeşil ile.

Yeşilde de ton kaymaları oldu, olmaz mı ? Deneysel bir çalışma üzerindeydiler. Bu iki renk yanyana nasıl durur çalışması. Aslında kime ne de işte onlar da yanyana gelmemişler o ana kadar..

Yeşil'in o huzuru, doğallığı, tazeliği, saflığı bizim mor'u yavaş yavaş açmaya başlamış. Ortama biraz gökyüzünün maviliğini, bulutların beyazlığını katıp, zaten var olanı, olduğu gibi yansıtınca pembe geri gelmiş.

Editlenmemiş bir fotoğraf, i-phone'la çekilmiş ama hikayesini bire bir bağırıyor :
"Burada aşk var"

Bahardandır, ama en çok an'dandır. Akar gider "su" gibi.










14 Mart 2012 Çarşamba

çember sistemi

Ortaokul birinci sınıfta kompozisyon sınavındaki performansım nedeniyle ailem okula çağrıldı.
Disipline veriliyordum. Neden "Türkiye" hakkında olumsuz şeyler yazdığımı sormuşlar?

Kompozisyon sınavı vardı, tabii ki yine konu önceden verilmemişti. O an bir soru sorulmuş, anında aklına gelenleri yazacaksın. Sanki yazmak bu kadar basit.

Soru: Türkiye'yi seviyor musunuz, neden? Böyle bir soruya 12 yaşındaki çocuk da neden sevip neden sevmediğini o 45 dakika içinde yazar ve aman acaba hakkımda ne düşünürler demez.
Ben de öyle yapmıştım.

Hoş ben ülkemi çok seviyorum. Bana ters gelen onca haksızlıklara rağmen, seviyorum. Ama keşke böyle olsaydı dedim diye de disipline çağrılıyorum.

Sormayın o zaman böyle soru! Soracaksanız da giriş gelişme sonuç var mı diye bakın. Anlam bozukluklarını kontrol edin, dilbilgisi hatalarımı düzeltin.

Daha o yıllardan baskıya bak, özgür düşüncemin içine etmeye gel.

Yaş on iki alınan karar: "bir daha da yazmam ben"

Yazmıyorum işte artık. Daha doğrusu yazamıyorum.. O hevesi en baştan yok ettiniz !!!

Tüm söylemek istediklerimi, aklıma gelenleri, benim doğrularımı, olmasını arzu ettiklerimi, haksız bulduklarımı, insafsızca alınmış kararları, ağlatan sadece uzaktan izleyebildiğim olayları yazmıyorum.

Düzen adına mı? Sistem için mi ? Ne düşüneceğim peki? Düşünsem de söyleyemeyecek ve sorgulayamayacaksam en iyisi hiç düşünmesem daha iyi, değil mi?

Dolayısıyla dışındayım çember'in.. Siz de umursamayın yazdıklarımı. Ben sizden değilim.

11 Mart 2012 Pazar

Beyaz

Affedici olmak bir erdemdir.

Bir boş anımda ama gerçekten bomboş, uzandım üçlü koltuğuma, aldım sağ elimi başımın altına
başladım duvar köşelerine bakmaya. Duvarın tavanla kesiştiği köşelere.

İlk başlarda zorlandım, sıkıldım, kolum uyuştu vs derken baktım alıştım, yavaş yavaş geliyor bir huzur.
Gözleri kapadım, önce simsiyahken sonra mavi bir derinlikle karşılaştım.Sanki atlamak üzereyim boşluğa.
Başladım affetmeye, içimden kırk kere olmasa da bir kaç kere "sevgiyle sarıp barışla sarmalayıp sizleri evrene bırakıyoruuuu.." dedim. Baktım atlamışım mavi derinliğe etrafım bembeyaz bir bütünlüğe kavuşmuş.

An'da oldu tabii bunların hepsi. Unutursun dediler ki unuttum affettiklerimi, en başta da kendimi yani en sağlam vurucuyu.

Eh olacak o kadar, dümdüz çevre yolunda 160 km hızla gitmek mi keyifli, yoksa sürpriz virajlarla dolu bir vadi yolunda ilerlemek mi ?


9 Mart 2012 Cuma

Çukura düşmek ya da düşmemek, işte bütün mesele bu


Geçenlerde yolda yürüyorum, dı dııt, dı dı ddııt, dırın dırın vb şekillerde telefonlarım susmadı. İki telefonum var tabii, özel hayatım için eğlencemin ana cihazı i-phone ve iş hayatımın özel hayatıma rahatça müdahale edebilmesi ve heeey iş burada hep yanında dedirten Blackberry’im. 

Önüme bir çukur denk gelse kesin içindeydim. Sağlam bir çığlıkla “ayyyy…” diyerekten cumburlop.

Kızım bakma iki saniye yürü paşa paşa evine değil mi ? Yok işte öyle olmuyor !

Ya o sırada sabahtan beri beklediğim o uzaklardaki kişiden bir adet gülen yüz “:)” geldiyse ve bu beni yolda yürüken kendine has deliler gibi güldürecekse, o anı mı kaçırayım?

Ya instagram’a eklemiş olduğum öğle yağmurunun mosmorlaştırılmış hali, beğenilmişse – like edilmesi diye de bilinir- yorumlar almışsa ve ben zamanında hayranlarıma teşekkür edemezsem ?

Ya bir banka en son almış olduğum 1 şişe şarabı 7’ye bölüyorsa ve ben bu fırsatı kaçırırsam ?

Ya twitter’da bana bir “mention” geldiyse ve o sırada onlara cevap veremezsem ve takipçilerim - “follower" diye de bilinir – beni terk ederse ? (twitter:duygu_dahlia) :) 

Ya facebook’ta bir happy hour duyurusu düştüyse telefonuma ve ben o aktiviteyi görmeyip eve gidersem erkenden ?

Sosyal medya, bizim yeni ego’muz. Orada bir “Duygu” var, başka bir duygu bu. Yolda yürürken bile peşini bırakmayan, gölgen o. Yüksek sesle söylemediklerini yazabildiğin, rahatça küfredebildiğin, aslından daha güzel,daha eğlenceli, daha mutlu olduğun yeni yuvan orası. Dolayısıyla da sahip çıkman lazım.

Uğruna; çukura düşersin, iki üç kişi güler, hastanelik olursun en fazla , eh bu da işine gelir, sana duyurulası yeni malzemeler çıkar işte.
 
Seni bir haftada cepten arayan 3 kişi varsa o hafta 100 tane mesaj alırsın facebook’tan, 15 tane mention'ın olur  twitter’da, yaralı bacağının fotoğrafı da 77 kere “like” edilmiş olur instagram’da. Bak ne kadar çok seviliyorsun, ne kadar popülersin, ne kadar “Özel”sin.

Tüm bunlar özeleştiri aslen; bazen hissediyorum da o çukura yaklaştığımı, gülüyorum yine de  ve diyorum ki “orada bir “duygu” var sosyal medyada, o “duygu” benim duygucuğumdur, “like” almasa da, “poke”lanmasa da o “duygu” bizim duygumuzdur”

Yazıyı okurken kim bilir kaç ‘dıııt dıııt’, ‘kilnk klonk’, ‘şıpıt şaput’ hatta ‘bibibiiiibiiipsst’ aldınız? Aman kaçırmayın !?! Fakat bu arada “varsa” evde sabırsızca sizi bekleyen sevgilinizi, çaya davet eden annenizi, hamurları saçmış etrafa, arkadaş isteyen çocuklarınızı, bu liste uzar da uzar, bekletmeyin çok fazla.

Keza, sanal ortamda henüz “Dokunamıyoruz !”


 

3 Mart 2012 Cumartesi

Sarkozy bozdu Nar'ımın tadını

Havanın okşaması mıdır, ruhumun mayışması mıdır her neyse böyle uyku hali görülmedi. Hem de en tatlısından. Beni bilenler şaşıracak ama; bir uyudum dünden beri, şu an uyanmışım blog yazıyorum, gözlerim yarı açık.

Ne rüyalar sormayın.. Ben yine de anlatayım;

Dr Bilal sahnedeydi, koca memeli bir dansöz eşliğinde, jagermeister içiyorum hem de pavyonda. Masada bir sürü nar, hepsi yarım, kemirilmiş, hiçbiri aradığım tadı vermemiş. Dişlerim kamış kamış olmuş, Zeki Müren'den geliyor parçalar, yanımda çook eski dostlarım, bir ben şu anki yaşımdayım (23:)) herkes 20'sinde.

Dansöze para takmaya kalkıyorum, 10 punt sivri topuklularımla, kendimi de sahnede buluveriyorum, göbek atarken. Sarkozy geliyor birden mekana, tutup elimden indiriyor beni sahneden, "otur bakalım yanıma, konuşalım şu Fransa'nın durumunu" diyor. Hayır konuşalım da benim Fransızcam çok kötüdür diyorum. Ama bir açılıyorum, şakır şakır söküyorum Fransızcayı.

Sarkozy bir ara tuvalete gidiyor, ben de kaçıyorum yanından, kafam şişmiş. Cebimi masada unuttuğumu fark edip, eski dostlarımın yanına gidip, tuvalete gidiyorum bahanesiyle atlıyorum gizlice bir taksiye.

Takside çalıyor "It had to be you". Dar, arnavut kaldırımlı sokaklardayız, eve bir türlü varamıyoruz. Diyorum ki şoföre ben en iyisi iniyim, nasılsa evi bulamıyoruz, biraz yürüyüş yapıyım. Başlıyorum yürümeye, benim olmayan mahallelerde. Bir uyku bastırıyor, kıvrılıyorum bir kaldırıma.

Telefonum çalıyor o sırada, gizli numara. Açıyım mı açmıyım mı derken, bunun aslında cebimin alarmı olduğunu anlayıp uyanıyorum. İşe gidiyorum.

Eh rüyamdan böyle mışıl mışıl kaldırımda uyurken uyandığımdandır ki tüm güne güzel bir uyku haliyle devam ediyorum. Ne alakadır ben ve Zeki Müren, hatta göbek atmak, hatta ve hatta Sarkozy.. Rüyabilimci olmadığımdan ve hayatı olduğu gibi kabul edip sorgulamaya merakım da olmadığından, böyle güzel bir bahar gününde gözler yarı açık uyuyorum ben de. Uykudur ilacı derler ya, ben de ilacımı içtim, atabilirim şimdi kendimi sokaklara, hatta kaybolabilirim yeni mahallelerde..


28 Şubat 2012 Salı

Interview with the Aston Martin

Here is an interview, with an intelligent , handsome, successful and one of his kind man, in his early 30's. He defines  Love, as simple as it is, he's an Aston Martin looking for his Mrs High Heels  :)

Dear J,  for the moment do you have a girlfriend? Or are you in love ?

J: No girlfriend, aşk yok, a couple of people around but no serious relation

You want to be in a serious relationship ? and what is a serious relationship for you ? how you define it ?

J: it's not an absolute necessity ,I want it but not at all cost
For me a serious relation is a willing to share...not only the physical part but the interest hobbies life in general; One of my friend used to say that the perfect partner is your best friend but you have sex with him (her)

A good definition I'll try to keep in my mind.
So now, you have people around, you hang on but without sharing hobbies etc?

J: some of them we are just having a great physical connection as you might know sexuality is a skin question, some skins are compatibles others not , this is the reason why we can exprience sometimes great sexual relation with a perfect unknown..I'm also hanging around with some of them just to be nice to them, no physical attraction but great personality

Why do you wanna be nice ?

J: If you are in a relation with someone you have to like her.
Are you buying a car only because it's a comfortable one, fuel efficient, great engine ??
No you buy a car first because the esthetic....

Mrs Everything ?

J: Not Mrs everything, I just need a certain amount of qualities, details... high heels, hands wist....I'm usualy straight forward, I like to make dirty jokes or shocking to test the level of tolerance, sense of humor auto derision. I'm trying to be 100% optimistic what ever happens, for me life should be fun, laught

Very nice ..

J: I was saying to one off my best friend a couple of weeks ago that you have 3 types of people:
the ones who see the glass half full
the others half empty
and the one who are always trying to fill it up !! :)

And I guess you are the last one :)
So when was your last Mrs high heels who drove you crazy and couldn't forget her wists ?

J: I had like a mini crush last time that I was in İstanbul, but the situation was complicated.
She was just leaving a couple of days after ( I think that she had a boyfriend ;)
I'm a Cartesien..... Passion doesn't mean passivity, even if you feel the aşk you have to be able to back up to evaluate the situation, to protect your self, then you can be sure that I will hurt... :S

What will happen? If you just fall in love and if she's not there? Sometimes you should fight for your love ?

J: not my business, you cannot fight by-yourself

Fighting for someone, not necessary ? even she's the one with high heels and beautiful skin and with the best sense of humour?She may be waiting for that? Because I have such friends around me, saying he didn't go for me ?

J: Love is as we say in a lawyer term "a synalagmatic contract" wich means commitment of two intended purposes, both terms have to commit, Isaw that she had also a crush but she was leaving ect... the situation was complicated; we just enjoyed ourselves.. that's it !
The 2 times that I had a crush, the same situation happened, they left : one for NY ; the other one for SFrancisco

Because of your proffession I guess you don't have a stable life, but most of the women like stability in a relation ? May be that's why they run..

J: True; but some of them like the fact that I'm in and out, always happy to see me back at home

Are you loyal ?

J:It's just a life style question for the moment as a single I just choosed that contract; 6 on 2 off
but i don't want to have a relation where I can see my wife only 2 weeks every 6 weeks
And; I'm always loyal in my relations; I'm fully commited; hard to believe; but I like aston martins
Why should I drive a nice mercedes If I have an aston martin at home...there is no point :) I believe also in trust; for me being jaleous is a poison for a couple

Now let's say, women are people you guys are cars; which car is exactly you ?

J: An Aston Martin DB9, elegant, comfortable

Perfect design? powerful engine ? a big one and a very expensive one ?

J: with the wing on the hood !!! :) sofisticated but not show off, kıro değil yani

Difficult for the ones who have crush on you, not easily affordable , you are ?

J: not like a ferrari lambo, not easily affordable; you can like me; but to get a ride, it's another story

To get a ride, the lady should take huge risks
Renting or leasing instead of fully owning you, is a better solution ?

J: To be able to win you have to be able to loose...

Believe that after the things you've told me, a lady renting you, may one day own you with your permission , you may say "I'm yours now don't pay any more :)"

J: l'essayer c'est l'adopter as we used to say in french......try it and you will buy it...while you are talking about price, for me a relation should be balanced, we should have the same level of interest (love) for each other, so the final equation will be 0 - zero  

I do admire equations on love issues, and trying to find out the perfect solution which the outcome is 0; but nowadays started to feel like it's never gonna be 0, so in that case, will you accept a result with -5 or 5 ?

J: I'm in an acceptable level of unbalance......

To be continued .................








23 Şubat 2012 Perşembe

posta kutuma cemre ile düşen mektup

Dün akşam; bir arkadaşım tarafından, şöyle sağlam, paşa paşa eleştirildim ki hoşuma da gitti. Der ki kendisi, canım yazıyorsun da,sanki özel bir kişiye ya da kişilere gönderme yapıyormuşsun gibi yazıyorsun; kendine yaz, kendince yaz..

Peki buyurun buradan yakın; işte şimdi de kendime yazıyorum. Hatta mektup olsun; pembe zarfa koyup, iğrenmeden yalayıp kapatıp, postalayacağım. Elime tez ulaşır umarım.

"Sevgili Duygu,

Evde, ofiste seni bekleyen bir dolu işin gücün varken ne diye burada zırvalıyorsun? Ha anladık, bir jet lag durumun var, uçmadan da olsa, geceleri sanki Hawaii'de yaşıyormuşçasına evde askılılarla gezip, vitamin dolu içecekler içip, müzik dinleyip, mum yakıp, dans edip, en fazla plajda yayar gibi uzanıp, uyumamayı tercih ediyorsun.

Uyumayınca başımıza iş açıp bunları yazıyor, kendine de taktığın "duyguru" isminle, hani çok mütevazı bir arslansın ya, ahkam kesiyorsun. Yazılarına bak şöyle bir;

Bebe boy aşk olmazmış mesela; sorarım acaba kaç kadeh rakı içebiliyorsun bir gecede? Yanında diet kola olmadan içemediğin gibi 3. kadehteysen uykun geliyor hatta eve kaçıyorsun. Senin neyine 70'lik?

Hem sonra face moon diye birine takılmış gibi bir halin var ki sen de çok iyi biliyorsun malzeme çıksın diye uyduruyorsun bunları. On dört yıl öncenin hesabı ile uğraşmak nereye sen nereye? Kandırma bizi şekerim.

Melekler şehrine lafım yok, bir nebze teşekkür etmişsin çevrene, peki ya kurtlar vadisi ne öyle? Sen kim kurtlarla dans etmek kim? Kurtlar yaklaşır mı senin gibi tilkinin olduğu yere? Ha bir de kuzuların tarafındaymış gibi yazmışsın ama tilkisin kızım sen, hangi kuzu dinlesin senin vereceğin aklı?

Bali, Maldivler, Paris, Tuna Nehri vs geziyorsun anladık, ama biliyoruz senin işin bu, oradan da hava atmaya kalkma özetle.

Bir de şu bitmek tükenmek bilmeyen gece hayatın, alemlerin, partilerin? Otur oturduğun yerde de, ağlaşma! Aman hangover oldum, başım tuttu, belim kıvrıldı, egzemam arttı, saçım yandı, hem bu ayı ancak çıkarırım eyvah param kalmadı vs vs

Bir şeyler yazmak için çılgınca işlere bulaşıyorsun şekerim, o röportajlar hele ?!? Adamlar güzel söylemiş de sen bön bön dinlemiş, heee demiş durmuşsun ; hani yorum yazacaktın tüm bunlara? Hem bir de mutlu bir ilişkisi olan yok mu canım, onlarla da röportaj yap, iyice depresyona sokma bizi.

Hımm bir de unutmadan, borcun mu var Hayat adlı bankaya? Falcılara gitmeler, aşkı sorgulamalar, geçmişe dönüp dönüp hesaplaşmalar ? Git al bir kredi "Hayaller Bankası'ndan" yan gel yat Osman. Bu kadar kasma canım benim, doğru söylemiş arkadaşın, sen sana yaz en iyisi, yoksa okunası malzemen de kalmayacak yakında.

Şimdilik gözlerinden öpüyor, iyi geceler diliyorum.

P.S. Bizim buralara da cemre düştü, Hawaii kadar sıcak olmasa da bekleriz.

Duyguru"


Okurken dinlemek için :
Tori Amos, PJ Harvey, Björk & Massive Attack Mashup by Wax Audio
http://www.youtube.com/watch?v=IoTGdtH0Mec











18 Şubat 2012 Cumartesi

sinema, aşk ve işte hikaye

Sinemada kızın yanında hiç tanımadığı bir çocuk oturuyordu. O akşam ortak arkadaşları nedeniyle aynı filmdeydiler. Sinemada korku filmi izliyorlardı. Kız o güne kadar nefret ederdi bu tarz filmlerden. Korku ile birleşen heyecanıyla, ateş bastı ve üzerindeki ceketi çıkardı. Kolu yanlışlıkla yanındaki çocuğun koluna değdi ve bir anda içi ürperdi. Anlam yüklemedi, çünkü hiç hoşlanmak isteyebileceği bir'i değildi ki. Soluk, anti-sosyal, sevimsiz , varlığı olmayan ya da saklanan meçhul biriydi.

O gece o an unutuldu. Bu vesileyle tanışmış oldular. Aradan 3 gün geçti, çocuk kızı aradı, arkadaşlarıyla yine sinemaya gidiyorlardı, kız da tamam dedi ve buluştular.

Kız o akşam "o an" fark etti, sadece iki kişi gidiyor olduklarını. İlk başta biraz rahatsız olduysa da kimseyi üzmeyi sevmediğinden sesini çıkarmadı, hem bu film kaçmazdı; ileride bir klasik olacaktı: "Con Air"

Filmden çıkışta, bir kafeye oturdular.Kız çocuğun filmle ilgili yorumlarını çok sevdi. Bu çocuk, 'Adam'dı, 19 yaşında olmasına rağmen, yalnız, gururlu, kayıp ama dopdolu bir adamdı. Saat sabah 02:00 olmuştu eve dönme vakti çoktan gelip geçmişti bile; ama ayrılamadılar ki..

Konuşulacak ne çok şeyleri vardı; yaklaşık 72 saat boyunca yalnızdılar, ayrılmadılar. Ayrılamadılar.

Yaklaşık bir buçuk yıl sonra tartışıyor, birbirlerini çok üzüyor olacaklardı. Bunu bilmeden, tahmin bile edemeden, başbaşa yalnızlıklarına devam ettiler, dvd izleyip, kışın sahil beldelerinde yaşayıp, kimseye haber vermeden yok olup, kaçtılar.

Aşk ancak bu kadar mükemmel yaşanabilirdi..

Issız bir adada, nerede olduğu bilinmeyen , o ve kızdan başka kimse yok. Duyguların yenilere hamile kaldığı, çığlıkların yankı yaptığı, ikisinin bir bedende yok olup, varoluşun ağırlığından sıyrıldıkları, mucizelerin ve hayallerin bahçesinde uykunun derin derin sonsuzlaştığı bir aşkta takılı kaldılar.

Zaman durmuştu, titremeler, sarılmalar, kaçışlar, yok oluşlar ile sürükleniyordu aşk.
Başka kimse yoktu ki. O kadar yalnız bir aşktı ki bu.

Günün birinde kimin aklına gelirdi, adada yakalanacakları ? Hem de bir kişiye de değil, herkese yakalandılar. Çelişkiler, sorgulamalar başladı. Elbette olacaktı ama çok küçüktüler, yaşamaları gereken daha çok şey vardı ve bunları başbaşa yalnızlıkları ile o kimsesiz adada yapamazlardı. Hayat tuttu ikisinin de elinden, sıyırdı aldı tam denizin ortasında yüzerlerken.

Bazı hikayeler vardır, başı ile sonu muhteşem bir uyum  içerisinde olan. Aynen öyle oldu, bir gün bir filme gittiler yine başbaşa, film boyunca sıkıca el ele tutuşup, filmden çıkarken o elleri ayırıp kendileri de ayrıldılar ve bir daha da birbirilerini görmediler.

Her güzelliği tadında bırakıp, tüketmeden ve hazmederek yaşasak keşke; bu kız ve çocuk gibi güzel anılara sahip olsak.. Mesaj değil bu, ben de uygulayamıyorum zaten böylesini hayatıma. İsterdim sonuçta, güzel bir hikaye bu, detayları ile dinledikçe yok olup gidiyorum içinde, sanki onlardan biriymişim gibi..