20 Nisan 2014 Pazar

taksiyle "sadece" gidecektim

O gün bugündü. taksiye binip hiç bir şey söylemeden sadece gidecektim.

artık vakti gelmişti ve kendisini unutmalıydım.
daha samimice söylemek gerekirse silecektim.
doktorlar "ignore et" demişti bu durum için
ama ben, yine de Türkçe'mizin içine etmeden sadece
unutacaktım.

Taksi en iyi çözümdü
Koşarak evden çıktım, kısa sürede nefes nefese kalmıştım
bu hız bile onu hatırlatıyordu
kalp atışım 138 civarındayken
daha fazla aklıma geliyor olması
çileden çıkartıyordu.
Halbuki sadece taksiye binecektim..

İlk sarı kurtarıcıya el kaldırdım
Durdu ve hemen arka koltuğa atladım
Merhaba bile fazlaydı
derken zaman yine durmadı ve aktı
"Merhaba Konak Pier mi yine?"
sorusu tüm senaryoyu delip geçti
elimde eskizler kaldı ve çaresizdim
"evet" dedim
"Bugün de fotoğraf var mı"
derken sarı kahraman kendisini boğmak istediğimin
farkında değildi elbet ..

Sessizliğimi korurken anlayacağını umdum
Yoktum orada, o da yanaşmasa fena olmazdı
Ama birden olan yine oldu, o anlamsız kelimeler
kahramanın ağzından dökülüverdi.

"Bugün sizi başka bir yere götürmek isterdim"
?
"Yani benle değil"
"Çok Pardon yanlış anladınız"
diye devam ederken bakışlarım zaten fazlasıyla konuşuyordu
suskunluğa devam ettim ki merakla kurcuklanmalar da başlamıştı
"Çok güzel bir yer var, ben sizi oraya götüreyim bu sefer, sizi bırakıp işime devam ederim"
Kaşlarım oryantal misali figürden figüre atlarken
Sessizliğim algı aşımına uğramıştı.
"Anlıyorum ki yalnız kalmak istiyorsunuz çünkü" diyen sarı adama
Ne çok konuşuyorsun dememin vakti gelmişti

"Peki gidelim" dedim.
"Biliyordum" dedi ukalaca
Hep bilirler, hep anlarlar, hep onlardır kahraman
kimse de kabul etmez aslında orada olamadığını

Çok ümitsizdim kendisinden ama birden
yasak bir U dönüş yaptı
ve işte budur dedirtti

"Yolumuz biraz uzun"
derken susmuş olmasını tercih ettim
keza param vardı hatta iki katını verebilirdim
susarsa
ama söyleyemedim

Yolda bir ara fark ettim ki hala aklımda
sadece orada kalsa yine başarı
nefesimde, gözümde, yanımda; bazen sol bazen sağ
fark ettirmeden hep orada
izliyor sinsice, yüzünde salak bir ifade ile
fark ettirmese keşke

"geldik" dedi benim sarı'lı kahraman
burası mı diyemedim
peki ya nasıl geri dönebilirim hiç diyemedim
aranmıştım keza
"tecavüz kaçınılmazsa zevk almaya bak" demişler
hiç de iyi etmemişler
"kuyuya düşenin halinden.." olan ata sözünü
tercih ediyorum an itibariye
derken sarılı kahramanda alabildiğine bir sessizlik

"teşekkürler" diyebildim
İndim
Halbuki sadece gidecektim
bir de ne fark ettim ben daha gidemeden gelmiştim
Vardığımı hissettirmeden kendime
bu büyük ödülü yarına saklamaya karar verdim
hayat burada bugün başlıyordu
kaçınılmazdı! olan oldu !
Buradaydım ve artık başka gidecek yer kalmamıştı.

Taksiciye el bile salladım
O da pek mutlu mesut ayrıldı, elime de bir kart tutturdu
hepsi yapar
o da farksız
iyi de oldu;
gerekirse arar çağırırım..

Özetle ben geldim halbuki sadece
gidecektim.


Ha bir de o'nu unutmamaya karar verdim
"Ignore edicem" artık
Bıraktım ; Türkçe kendi kendini kurtarsın
fazlasıyla kahraman var bu hayatta, bir ben eksik kalayım
olmaz mı?








23 Mart 2014 Pazar

uçak problemi

Adam : sizin de mi 16 F ?
Kadın : aaa yok pardon 16B'ymiş benim 

derken kadıncağız yerinden kalkar; 
ceplerini daha hızlı dolduracak diye koltuk aralarını 1.60'lık twigyler için dizayn ettirmiş olan uçak firmasına içinden söver
ve her seferinde exit isterken "ortadan olmasın lütfen" diye uyarması gerektiğini de öğrenmiş olur..

Her yanlış bir doğruyu doğuruyor .. Lütfen !

Exit'ini sevsinler senin.


"Biri diğerinin 4 katı olan iki adamın arasına oturtulursan kaç kilo hissedersin?"

Çocukluğunda oldum olası havuz problemlerini anlayamamıştır. 
Her seferinde aklına deniz mi havuz mu ikilemi geldiğinden kendini matematik çalışırken değil yüzerken bulurmuş.
E bu kadın, şimdi çift bilinmeyen denklemli, havuz olmasa bile "uçak problemi"ni nasıl çözecektir? 

"Çok da dert değil canım" der ve araya oturarak ilk ve en doğru adımı atar.

Her doğru yeni bir adım doğurur.. At ! 

Sağ elini alnına koyar. Başını öne eğer ve uyumaya çalışır. Çok sıkcak derken uyayakalır. 
Hafif bir türbülans ile uyanır, uyandırılır. Yanındaki Bay X şöyle buyurur: 
"Hanımefendi iyi misiniz?"

Kadın : Evet neden? 
Bay X : Bilmem garip hissediyordunuz sanki.
Kadın : Hayır uykum var sadece, teşekkür ilginize ! 

Anlamsızca kıl bu Bay X, sağındaki Bay 4X'ten daha sorun çkaracak kıvamdadır.

Hadi adam 4X ama ne yapsın; o uçuş için bir anda zayıflayacak mı? 
Ama sen, hazır X iken tut çeneni !
İki dakikalık heyecanın, olmasın başkasının huzuruna atak. 

Kadın sağlı sollu, kilolu ile hadsiz arasında sıkışmış, yedi günahtan hangisinin en En olduğunu düşünmeye takılır.

Her günah yenisini doğurur mu ? "Bazen !"

Elinde kalmıştır 16B yazan biniş kartı kadının.
Bay X ıvır kıvır kıvranıp, o ufacık tefecik kağıt parçasından kadının adını okumaya çalışır. 

Bu arada karar vermiştir kadın, en En günah Açgözlülüktür. 

Biraz obur ile biraz kibir arasında kalıverse ne olur? 

X = 4X  
Matematik kuramlarının içine edilir.
X de 4X de aynı ağırlıkta hissettirir kadını. 
Bu ağırlık uçak yere vardığında ancak bitecektir. 
Tüm bu exit saçmalıkları, yedi günah anımsamaları, denklemler, havuz problemleri aynı Denge'nin sorunudur.

Sorunsuzluktan mı sonsuzluktan mı Denge doğar ? Bil! 

Kadın, biniş kartını, adı okunacak şekilde önündeki koltuğun askısına sıkıştırır. 
En fazla ne olabilir ki? Tüm olasılıkları zaten bilmektedir. 
Bay X o adı ezberler, google'da aratır, iş o kadına aşık olur, 
her şey ap aynı yaşanır ve yeni son'uç'lar doğurur.  

Özünde doğmuş ve yaşanan her şey, yeni bir doğum yapacaktır. Var ol!

Kadın kendi yarattığı oyunun içinde sıkılmaya başlar.
Bu uçak neden hala inmemiştir ? Denklem zaten çözülmüştür. 
Aklına gelenler mi olacaktır? Yoksa zaten olacaklar mı kadının aklına sızmıştır? 

Bay X'in kadına olan ilgisi Bay 4X'i de germeye başlamıştır. 

Sonunda adı rahatlıkla ezberleyen Bay X cesaretini toplar ve kadına : 

"Duygu Hanım, yer değiştirebilir miyiz? Sevgilimin yanına geçmek istiyorum" der ! !! !!!

Her ön yargı kendi denklemini doğurur. Buyur! 














15 Mart 2014 Cumartesi

Taksiciye 2 tl borc

Bir cumartesi öğleden sonra, hava muhteşem ve ne yapmak istediğimle ilgili en ufak bir fikrim yok.
Durum özeti böyleyken, iki hafta geciktirdiğim doktor kontrolüne gitmeye karar veriyorum.
Yürüyorum.
Aslında ilk taksiye atlayıp bir an önce gitmem gerekiyor.
Karşıdan karşıya geçerken arabaların bana çarpmamak için nasıl bir gayret gösterdiğini merak ediyorum.
Aklım dağılıyor, taksiye binmem gerektiğini unutuyorum.
Neyse .. Toparlıyorum;
İlk taksiye binemiyorum çünkü biraz uzakta. Bağırmam gerek, ama Asla! Islık da çalamam. İlgi çekecek bir şey yapmak istemiyorum yolda öyle salakça.
İkinciyi gözüm tutmuyor. Hem yürümek de hoşuma gidiyor.

Her zamanki duraktan binmek istemiyorum. Artık çok ahbap olduk.
Niye doktor, hayırdır vs dinlemek bir yana konuşmak istemiyorum ki o anda.
Üç ve dört yine olmuyor. Taksiye binemeyeceğim sanırım derken, yolun ortasına atlayıp bir tanesini durduruyorum şuursuzca!
Kendime kızmaya başlamıştım keza.
Taksi kaçırmaca oyunu kabak tadı vermeye başlamıştı hali hazırda.
...
+Bayraklı'ya..
-Adliye mi?
+Yakınına
Çıt yok takside. Ohhh çok güzel..
Yanımda yeni makinam. Çıkarıp en sevdiğim oyunu oynuyoruz:
Taksi camını açmaca ve poz yakalamaca.
Eczaneden suratı asık çıkan kadın, kaskını çıkaramayan genç, vitrin camlarındaki yansımalar vs vs ..

Yol tahminimden uzun sürüyor, trafik!

-Buradan döneyim mi?
+Evet lütfen, hatta bekleyin isterseniz ben geri döneceğim işim uzun sürmez.
-İyi olur

İyilik meleğiyimdir oldum olması .. Çok lazım !! Ama bir saniye evet lazım çünkü oradan dönerken taksi bulmak cidden zor olabiliyor.

+Ben yukarı çıkınca bakarım işim uzayacak gibiyse sizi ararım dönersiniz.
-Evet veriyim cebimi size sıfır beş yüz...
+Tamam .. Aa siz bende kayıtlısınız

Deli olduğumu düşünen taksici ilgisizce suratıma bakıyor.

+Ama numaranızı "taksiciye 2 tl borc" diye kaydetmişim; kusura bakmayın ödemedim bunu sanırım
-Ben hatırlamıyorum öyle bir şey ama
+Ben de maalesef, ama kaydettiysem demek var borcum, 2 tl fazla alın lutfen
-Donuste odersiniz
+Belki işim uzun sürer, alın lutfen
-Peki ama gerek yok 2 tl sonucta
+Olsun bunu boyle kaydettiğime gore dogrudur, lutfen ısrar ediyorum.
-Tamam, bekliyorum sizi yine de
.....
Asansorde, işin şokundayım. Kim bilir ne zaman bu adama borç yaptım ve ne salakçadır ki telefonuma böyle kaydettim?
Sanki arada bir telefondaki kişilerin isimlerini kontrol ediyorum. Hani yok artık !
Kafamı ben de tanıyamaz oldum.
...
Doktorda işim çok kısa sürüyor. Sonucu bana öyle bir anlatıyor ki adam, hiçbir şey anlamıyorum.
Ama çaktırmıyorum da; ayıp olmasın; cahil sanmasın beni, hala neyin hesabındayım belli değil.

Özeti vücudum bunu kendi kendine yapıyor, gereksizce kendiyle savaşıyor. İrdelemiyorum bile, vücudumun canı sıkıldı herhalde neyle uğraşacağını şaşırdı; ya da madem öyle vardır bir bildiği. Saygı duyuyorum kendisine. O savaşsın kendiyle ben de onunla, ta ki barışı bulana dek.
Yaşasın özgürlük, varsın vücudum takılsın kafasına göre..
...
Taksici bekliyor.

+Gecikmedim umarım ? ( Date ya bu, soruyorum saçma sapan)
-Olur mu öyle şey, tahminimden çabuk geldiniz vallaaa
+Tamam, beni aldığınız yere geri gidiyoruz.
-Ya ben sizi hatırladım.
+Öyle mi nasıl?
-Siz fuara gidiyordunuz, benden fiş istediniz, ben yok dedim, sizin telefonunuzu kaydettim sonra ertesi gun aradım size fişi verecektim ama açmadınız telefonu. Geri de aramadınız
+Yok o ben değilimdir.
-Kaydetmişim sizi. Hülya hanım?
+Yok ben değilim o. Zaten borcum varmış size ; yoksa "fişini alman gereken taksici" diye kaydederdim.
-Peki öyle olsun.

"Peki" en sevdiğim sözdür. Sık kullanırım. Kimisinde yanlış anlaşılırım:
Takmıyor işte hatun peki dedi derler.
Halbuki kabulümdür, takarım takmasına da sindiririm de hani bünye sağlam nasıl olsa..

....
Taksiden indikten sonra sms gelir cebime.

"Duygu Hanım, şimdi hatırladım sizi, anneniz güzelyalı'da oturuyor,marketin üstü.
Ona gidiyordunuz o akşam, elinizde bir tarih kitabı vardı, kulak misafiri oldum kızınızı almaya hatta"

Bir sms atıldıysa sana, cevap bekler karşısı ayıp olmasın ama
Bulamadım ben buna yanıtı, bir vücuduma sormalı aslında
herşeyin en doğrusunu o biliyor nasıl olsa
..








12 Mart 2014 Çarşamba

Sen doğmussun kutlu olsun da ben Berkin'i özlüyorum

Bugün senin doğum günün..ben yok'um, yine de bilesin ..

Ol'amiyorum. Oraya gelemiyorum, seni kutlayamıyorum, arayamıyorum, yanaklarından sıkıştırıp öpemiyorum, sarılıp sırtına iki sıvaz yapamıyorum. Hem orayı bilmiyorum, hem de bugünlerde hiç kendimde ol'amıyorum.

Sessizinden olsun bu yıl da, "kutlu olsun" diyorum ama ben yapamıyorum.

Kahvemi içemiyorum, arkadaşlarımı arayamıyorum, yan gelip yatamıyorum,susamıyor, yutkunamıyorum..
Artık ve yine uyuyamıyorum.

Berkin'den başkasını düşünemiyorum. 

Ne günde doğmuşsun sen de; bunu bir türlü kabul edemiyorum.

Başım dönüyor, ellerim titriyor, hem üşüyor hem yanıyorum. Boğazımda koca bir düğüm, avazım çıktığı kadar bağırmak isterken susuyorum. Ben hala orada ol'amıyorum.

Bir öfke boşalması bu, sendromu ağır.Altlı üstlü bunalımdayım ! aman sen dur şimdi; gelme sakın.

Zamanında kendim dahil herkesi affettim ama bir tek Onları affedemiyorum. 

Buradayım, gitmedim bak ayaktayım demişken şimdi adimlarim geri atıyor. Zamanı bıraktım çabucak aksın..
Bu acı içimi yakıyor. Oturdum kalkamıyorum; Berkin'den başka bir şey düşünemiyorum. 

Bu sefer affedemiyorum..Sadece durabiliyorum.
Acım öyle ki seni bile umursamıyorum.
Bugün ancak burada kalabiliyorum, oraya gelemiyorum.
Ne seni ne o eski günleri.. Nafile ! Ben Berkin'i özlüyorum.







1 Mart 2014 Cumartesi

doyumsuz bir kısırdöngü

Biri gelir, unuttuğun o üç yılı birdenbire anlatır. can'landırır. Sildiklerinin renklenmesi bir yana kızarsın. Uğraşmışsındır, kolay görünse de almıştır senden bir parça seni. Hani yaşamayan bilmez dedikleri, o paha biçilmez deneyiminin boşa gitmesi gibi.

Biri gelir, dokunur birdenbire o unuttuğun yüzüne. Anımsatır sana, o eski seni. Tenini. Hatta belki yeniler nefesini. Uzun sürmez , tutamazsın o nefsi. Biriktiremezsin bir kutuda, yarınlara ve olası unutulmalara.. saklayamazsın anlık heveslerini.

Biri gelir, geldiğini fark etmeden gitmiştir. Anlasan da susarsın. Kabul tek göstergesi olur önemsendiğinin. Uğraşmaz, sinyal yollamazsın. O orada duramayan gidenlerdendir. Bilirsin.

Biri gelir, her şeyini sana verir. Almak istemezsin, istersin de kıyamazsın hani. O gelen küçümsetir sana kendini. Utanırsın. Fazla gelir, kaçamaklara sarılır, boylu boyunca uzanırsın. Görmezden gelmek dualara amin olur.

Biri gelir, coşturur seni, en genç halinle dans ettirir. Duramazsın. Akışlardan bir demet mi bu derken kayıplara karışır, ararsın yine sende o eski seni.

Gelirler, beklersin gitmelerini. Giderler özlersin o gelmeleri.
İnsanın en yalın hali; işte bu Doyumsuz bir kısır döngü.


22 Şubat 2014 Cumartesi

bir delikten neler oldu!

yüklesen de yüklemesen de 
anlam çıkıverir bazen o delikten
biraz delilikten

Anlatırken neden çok kapalı kutu olduğumu
kendimi sakladığım derin sandığımı

"çok mu geldi tüm bu yaşadıkların" diye sordu

hayır derken ben daha
"çok ya da az, sana yeterince olmuş" lafı
geliverdi ve duvara vurdu

Zamanı Bir'i durdurdu
bana yeterince bir şeylerin olmuş olması düşüncesi aldı 
başını koptu

Muhabbet donmuştu, Zaman kendine geldi
eh bir kadeh daha kondu

İşbu masa başı başlayıp köşe başında sonlanan
Mesaili mesafesiz
sarmaşık muhabbetleri 
gideni anımsatıp geleni durdurdu

İki su bir orta kahve ve zaman
Gideni unutturup gelene göz koydu. 

Evrim kuramına uydu ..











7 Şubat 2014 Cuma

le passé (aksanlı)

dört gecedir aynı Fransız filmini açıyorum
istisnasız 17 ile 23. dakikalar arasında uyuyorum
diye anlatırken bu akşam
guzel bir fikir geldi aklıma :

her gece kaldığım yerden başlasam
20ser dakika izlesem
altı gecede ortalama bitirsem şu filmi

sonra telefonu çaldı eşinin
aldılar mı bir haber yine en kötüsünden
giden gidene, biten bitmeyene

çok konuştum zaten bir film üzerine
altı üstü Le Passe
ilk Paris'teyken görmüştüm afişini
orada izlemek istedim
olmadı
olmazsa olmaz işte
hala olmuyor da var bir nedeni
bak geldi mi yine o ölüm haberi

eve geldim derken
bu gece sessiz olsun dedim diye midir
kalabalıklaştı evren

bana sormuştu eşi yazmıyor muyum neden
dedim olmuyor bu ara işlerden

susmadı telefon çalmadı kapı derken
uykum gelmedi diye sevindim içten

Le Passe bekliyor hala "cidden"
öteleme güzeldir kısmen

hala şiir yazıyorum başlayamadım ilk cümleye
şöyle adam akıllı derken
bitmiş bu yazı birden.


23 Ocak 2014 Perşembe

taksili bir kapı önü sohbeti

Öyle sıradan bir akşam, hava erken kararmış..Malum kış ama içim yaz!

Saçlarımın yeni modeli nedeniyle elim sürekli kafamda.

Saçma sapan ayrıntılar yerine elim kolum dolansın kafama diyor karanlığı ağarta ağarta yürüyorum.

Yol uzun, yürüdükçe bir gürültü basıyor. Bir taşıt bulmalı ve zamanı devirmeli derken
geçen ilk taksiye el ediyorum
..
Öndeki aracı takip edelim demek istiyor ,aklımı başıma alıp, susuyorum!
Adresi veriyorum..
Birkaç saniye sonra buradan U dönelim diyor aklım, ama sadece gülümsüyorum.
İşte burası, geldik derken, "cüzdanım yok eyvah!! diyesim geliyor, daha çok gülüyor ve neyse ödüyorum.

Hep bir şeyler diyorum, susmanın böyle ahlaklısı görülmedi !.)

Apartmana doğru ilerledikçe kafamdaki uğultu artsa da ; asansöre varıyorum.
..
Hala dönme şansım var. Asansör korkum olmasa da ya panik olursam ? Stop'a bassam ya da alarma? Ne olur ki?
Derken gelmişiz.

Kapının önünde öylesine duruyorum.

İlk kez susuyorum, kafam çalışmıyor ve sessizlik hakim oluyor boşluğa.

Telefonda konuşuyor gibi yapıp kapıyı çalmasam da o sesimi duysa ve açsa? ya da
zili çalıp sonrasında "Çok acil bir şey çıktı özür dilerim gitmeliyim" mi desem.

Buldum!
En iyisi sadece bekliyim. O hissederse açar kapıyı?

Kapı açılırsa girerim ; açılmazsa o kapı zaten hiç olmamış demektir..

Mi?

Kapılardan hep tırsmışımdır bir o kadar sevmeme rağmen. Baba gibi işte. 
Kapı gibi adam deriz ya; oradan geliyor olsa gerek.

Bu iç seslerinin üzerine, bir şekilde an'a katılıyorum ve aslında hiç oraya gelmemişim
rahatlığında merdivenlerden sessizce iniyorum.

Yabancı bir zaman ama tanıdık sohbetler!
Sanki içeri girmişim gibi hissedip, beş kat aşağı inerken aslen yaşanmamış geceyi
hediye ediyorum zamana.

Eh o eller çok gezdi kafada..
Bu kurcuklanmalar olası !
Sıradan bir kapı önü sohbeti, Normal.







10 Ocak 2014 Cuma

surrender

We were going through the door, where the house was all blind.

Got scared for a moment without knowing how.

I was to enlighten a year later :
that it was the place and it was the moment 
where I was to loose my mind 

Getting stuck was a feeling I've never rated. The house was dusty and damp.
My lungs were taking his soul as the breathe
Exhaling, was such a pain to be bound.
....

"Say heart to me" he said. 
'Why! Nonsense?' I spelled.
"You all say Hard instead of Heart" -was fooling the pronounciation of most Turkish English Speakers
'Is that why you're so hard?'
..
"Come with me, down here I've something to show"

The stairs.. Like never ending, like I was to collapse.
Then he started laughing.
"Feeling weird?
'No! But dizzy. The dampness, the smoke, the smell.. Fine I am.'
"Ok here we go !" 

A room full of movies
A room full of fun and sun
where there was no door or a window
But all curtains from top to the floor

"ok now Sing !"
'Hell No ? :) and Why now?'
"'Cause you are so shy"
..
"No one can hear or see you..?"
'You?'
"I am the No One !"
'Be smarter..'
"No claims!"
'May I scream?'
"Yes still No One's here :)"

Hell yeah! here in a liar eden
There was no door to shut
or
No window to cut

It was the moment of looseness
Slowness
Welcomes the Silence!

No start ups
No 'the ends'
no means, no pills, no no nothing !

But !
Was just a Feather on the rug
Where he couldn't stop to hug
"No one" became the mud on my silly heart.










3 Ocak 2014 Cuma

Yine Aynı Taxi ? (III)

Açıklama : T. --> Taksi Soforu ; D. --> Ben


T. Aaaa Güzelyalı'ya değil mi ?
D. Evet, lütfee.. (derken)
T. Geçen gün de bindiniz; o tüm yol boyunca İngilizce konuşan bayansınız siz. (Bayan degil ama BAAyan)
D. Baymışım sanırım
T. (Güler) Ahahah yok ama sizden sonra CNN'i aradım anlattım hepsini.
D. Olsun varsın, duysun herkes (gülerek)
T. İngilizce biliyorum ben deeermişim ahahaha (kahkahalısından)
D. E deyin o zaman
T. Yok abicim pek güzel konuştun akıcı akıcı öyle (Bu sefer sofor benden yasça büyük ve bunun farkında)
D. Anladım, kafanız şiştiyse affola ne diyim?
T. Yok ama merak ettim çok; ne anlattınız adama o kadar diye .. hiç durmadan maşallah
D. Bir kadınla konuşuyordum
T. Ahahahaha(yine kahkhalı) neden ingilizce o zaman?
D. Nasıl Yani?
T... arada bir Türkçe "Yani Yani " deyip durdunuz ya oradan çaktım ben aslında karşıdakinin Türk olduğunu
D. Ahahaha size yalan borcum yok ya (gülerek, ve kibarca)
T. Yok yani..
D.Türk değildi, sadece "Yani" ne demek biliyor sayemde.
T. Abicim çok iyiydin, hiç durmadan şakır şakır maşallah. Olsun arada bir Yani dedin ama zaten ne demek ki yani; o kadar oluuur..
D. Eyvallah; sağol! bu kadar hoşunuza gittiyse arıyım yine (gülerek)
T. Ahahaha çok alemsiniz maşallah, zaten belli o saçlardan..
D. Anlamadım !
T. Yani herkesin harcı değil böyle bir model demek is..
D. Bonus kafa?
T. Ya öyle degil abicim, yakışmış tabii. Demek istiyom ki değişik bir insansınız
D. Kırık hani ? (Tam günümdeyim, madem takılmış ben daha çok takılayım dedim, sohbete ekstra tarife yok hani)
T. Estagfurullah diycem sen de bilmiş bilmiş ama o "aynen öyle" demek diycen bana diye demiyom bak
D. Estagfurullah! diyin istediğinizi
T. Meslek ne sizin, aa dur söyleme
D. Söylemeye niyetim yok bence siz bulursunuz
T. Bankacı ?
D. Hayır, ama alıştım bu yanıta
T. E öyle tarzınız var böyle görmüş geçirmiş akıllı
D. Çok mersi
T. Dur bak bildim, İyi İngilizce bilen Fransızca öğretmeni
D. Tevfik Fikret'ten mi esinlendiniz ? (Tevfik Fikret Lisesi, taksi durağına en yakın hatta max 50mt uzaklıktaki Fransızca eğitim veren okul)
T. Yok okumadım o adamı hiç; pek sevmem öyle eski yazarları ben..
D. Yok tamam, yani o duraktan biniyorum genelde diye; neyse..
T. Çok kitap okurum aslında ben
D. Ne güzel, özendim size!
T. Ya bakma ben üniversite bitirdim, hanım pek beğenmese de, okurum ben çok ...
D. Biz hanımlar hep beğenmiyor gibi yaparız zaten; o beğenmediğimizden değildir..
T. Bak ben dedim sana, sende var bir farklılık diye
D. Haa evet saçlardan
T. Yok cidden yakışmış evladım.
..
T. Meslek ne abicim cidden ?

...Düşünüyorum; düşünüyorum; hatta duymamış gibi yapıyorum ama sessizliğin bozulası yok :

D. Makyözüm
T. Otellerde mi?
D. Masöz değil makyöz
T. Ha anladım da; bilemedim yani..Zor kızım işin ya Allah kolaylık versin. Sanata değer yok bizim ülkemizde
D. Öyle (diyorum suçlu suçlu - ne gerek vardı ki söyle işte: turizmciyim de;oyunların hiç sırası değil Duygu!!!)
T. Bizim hanıma da yıllardır söylüyorum bul bir iş diye, o da çok iyi aslında özellikle ..............

...Dinleyemiyorum artık, hem yalancıyım, hem de telefonuma mesaj geliyor ve An'a dahil olamadım aklım fikrim kaçırdıklarımda -

T. Nerede yapıyorsun bu mesleği?
D. Burada ders veriyorum, pratikte yapmıyorum artık
T. Hanımın yeğenin düğünü var..
D. Düğün makyajı yapmıyorum ben, (Devam yalana, her zaman öyle değil midir? Bir başladın mı gerisi gelir..Kabullenmişsen yalanını, artık sen o'sundur) denedim olmadı, beğenmediler. İnsanlar kendi olmaktan kaçıyor.
T. Ne güzel söyledin kızım,kuklaya benziyor kadınlar, adam ilk gece daha soğumaya başlıy..
D. Ahahaha ya yapmayın o kadar da değil. Nereden nereye bi saniye (diyorum biri aramış gibi yapıyorum) Aa tamam geliyorum, az kaldı bi tanem, tabii ; olur; ... (gibi saçmalıyorum; yeter ki Onur'suz olmasın devamı)
T. Soldan devam ediyorum değil mi?
D. Evet çok mersi.. (Samimiyetten eser kalmıyor ki; sohbetin devamı gelsin ..)