Anne olunca Var'dim ki
bir sıfat değil bu
Çelişki Senfonisi
duygu koleksiyonu
Gidememenin
Dantelsiz duvaklarını takıp da
Kanatsız uçmaların
saklayamadığın zamanları yaşamanın yorgunsuz anları
Ağrısız geçen sancıların
Aksak akan soluksuzluğuna daldım ..
Vardım ki oradasın
http://youtu.be/OUCwU7vk5ow
12 Mayıs 2013 Pazar
27 Nisan 2013 Cumartesi
ütopyamın arka mahallesinde
Benim de bir ütopyam olsun ! Kendi pastoralimi yazıyım.
Hayaller odasının kilidini rica ettim aklımdan.
Parlak metal sarıdan pembeye çalan, uzun ince olanlardan
Kullanmaya kıyamazsın
Neyse dedim düzenin kaldırımlarında inceden inceye yürürken
Girdim içeri, kendi evimdeydim.
Yerçekimi olmayan tek oda bir banyo
her yerde çeşit çeşit ayna
meleklerin kanatları danteline takılmış tavanın
koruyucu nefesin parfümü salınmış odaya
Yatak, hükümsüz sandığın hemen arkasında
sualsiz çarşaflarla örtülü.
gelin olsan zıplarsın üzerinde
öylesine tüy gibi ..
Yakınsın her yere ki
bir o kadar da uzaksın alametlerinden
zaten çıkmıyorsun o zıpzıp düzensiz merdivenlerden
yerden çekimsiz, hayattan bağımsız, ortadan kaybolmuş
o endamı belirsiz okyanusun
sana taşınmış
Nereden nereye
En güzelisin bu ütopyanın
Tek olan gerçeğin
Anlamsız zamansızlığında
tek olup terk olmamak adına
yaşıyorsun
o nam'ı diger yerçekimsiz arka mahallende.
Hayaller odasının kilidini rica ettim aklımdan.
Parlak metal sarıdan pembeye çalan, uzun ince olanlardan
Kullanmaya kıyamazsın
Neyse dedim düzenin kaldırımlarında inceden inceye yürürken
Girdim içeri, kendi evimdeydim.
Yerçekimi olmayan tek oda bir banyo her yerde çeşit çeşit ayna
meleklerin kanatları danteline takılmış tavanın
koruyucu nefesin parfümü salınmış odaya
Yatak, hükümsüz sandığın hemen arkasında
sualsiz çarşaflarla örtülü.
gelin olsan zıplarsın üzerinde
öylesine tüy gibi ..
Yakınsın her yere ki
bir o kadar da uzaksın alametlerinden
zaten çıkmıyorsun o zıpzıp düzensiz merdivenlerden
yerden çekimsiz, hayattan bağımsız, ortadan kaybolmuş
o endamı belirsiz okyanusun
sana taşınmış
Nereden nereye
En güzelisin bu ütopyanın
Tek olan gerçeğin
Anlamsız zamansızlığında
tek olup terk olmamak adına
yaşıyorsun
o nam'ı diger yerçekimsiz arka mahallende.
Etiketler:
duygu cankara,
mahalle,
nefes,
pastoral,
ütopya,
yerçekimsiz
26 Nisan 2013 Cuma
şşşş ! izmir uyuyor ; fourinthepocket ile uykusuz bir gece
İzmir uyuyor. Kimler geliyor, geçiyor.. bizim kız, bildiğin evde yok.
Dün gece Bios Bar'da "Fourinthepocket" konseri vardı. O ne güzel şeydi öyle.
Aç kalmışız desem az kalır susuzmuşuz; kana kana izledik. İzlemedik sadece içine girdik.
Girmekle kalmayıp; daldık. Bildiğin derinlere, neler neler çıktı o denizin dibinden.
En dibe kadar inebildik, tüpsüz hani.
Bunları okuyanlar da diyecek kızım ne içtin sen?
"Sadece 2 bira şekerim" diye sayabilecek kadar da ayıktım.
Müziği ayıklığımla ödüllendirdim, o duyguseli'nde aksi düşünülemezdi ki.
Elif Çağlar'ınki ses değil, haz ! Alp'in bası tam bir taş, beynine kalbine midene vura vura..
Mert davul çalmıyor, insanın aklıyla oynuyor, Çağrı klavyeyi buralarda değil uzayda çalıyor. Bildiğin Mars var ya oradasın etrafta çıt yok bir o sesler dans ediyor rengarenk.Toygun ne yaptı ne etti biz anlamadık, dinleyemedim ben adamı. Baka baka yok oldum, kulağımın ezberi bozuldu, duyduklarıma saygıdan başım öne eğik, yavaş yavaş sallanıyorum sandım ki güzel dans ediyormuşum. İltifat bile aldım.

Ne abarttın be Duygu ?
Ama ne çektim ben dün gece Bios'ta;
fourinthepocket'la ne çektim ..Video çektim tabii; ama sallanamama problemiyle adam akıllı olmamış hiçbiri o da ayrı.. Bknz https://www.youtube.com/watch?v=9ekfqDJrS-Q
Ben biraz özet geçtim, gidiniz, izleyiniz, ruhunuzu sevaba sokunuz; reklam meklam olacak olsun; İstanbul'da Ankara'da orada burada çıkıyorlar işte; google'layınız.
Dün gece Bios Bar'da "Fourinthepocket" konseri vardı. O ne güzel şeydi öyle.
Aç kalmışız desem az kalır susuzmuşuz; kana kana izledik. İzlemedik sadece içine girdik.
Girmekle kalmayıp; daldık. Bildiğin derinlere, neler neler çıktı o denizin dibinden.
En dibe kadar inebildik, tüpsüz hani.
Bunları okuyanlar da diyecek kızım ne içtin sen?
"Sadece 2 bira şekerim" diye sayabilecek kadar da ayıktım.
Müziği ayıklığımla ödüllendirdim, o duyguseli'nde aksi düşünülemezdi ki.
Elif Çağlar'ınki ses değil, haz ! Alp'in bası tam bir taş, beynine kalbine midene vura vura..
Mert davul çalmıyor, insanın aklıyla oynuyor, Çağrı klavyeyi buralarda değil uzayda çalıyor. Bildiğin Mars var ya oradasın etrafta çıt yok bir o sesler dans ediyor rengarenk.Toygun ne yaptı ne etti biz anlamadık, dinleyemedim ben adamı. Baka baka yok oldum, kulağımın ezberi bozuldu, duyduklarıma saygıdan başım öne eğik, yavaş yavaş sallanıyorum sandım ki güzel dans ediyormuşum. İltifat bile aldım.

Ne abarttın be Duygu ?
Ama ne çektim ben dün gece Bios'ta;
fourinthepocket'la ne çektim ..Video çektim tabii; ama sallanamama problemiyle adam akıllı olmamış hiçbiri o da ayrı.. Bknz https://www.youtube.com/watch?v=9ekfqDJrS-Q
Ben biraz özet geçtim, gidiniz, izleyiniz, ruhunuzu sevaba sokunuz; reklam meklam olacak olsun; İstanbul'da Ankara'da orada burada çıkıyorlar işte; google'layınız.
Etiketler:
bios,
elif çağlar,
fourinthepocket,
izmir,
jazz
24 Nisan 2013 Çarşamba
kız çocuğu
Daha olan olmadıama şimdiden o olası mucize
olası da değil
olacak olan mucize için
düşün düşün heyecanlanıp
gözlerimin dolmasına engel olamıyorum
ol'malar silsilesi içinde
heyecanımdan yerimde duramıyor
bakın görün inanamayacaksınız diye bağırıyorum içimden
sessiz sedasız
kaldırımların kenarında ince bir çizgi üzerinde yürümeye çalışan
önü delik çorabından pattes misali çıkmış baş parmağını saklayan
o burnu pis ama içi temiz , pasaklı ama güzel kız çocuğu
26 Mart 2013 Salı
il'e
e'yi yazmadan il yazıpgerisini 'okuyan anlasın'a bırakma
siz daha yaşamadan olanı görme
biz diyemeden ikimizden geçmiş olma
noktasındayım
kelimeleri virgül yerine "il" ile bağlama
sonuna e'yi sana koydurtma
bir'imize kavuşabilmek adına
yolu yarılamış hallerdeyim.
bi gülüyorum delicesine..
sana gelmecesine
seni bana eklercesine
topluyorum
virgüllerle "ayırmadan"
ile'lerle tamamlıyorum
o'na / sana / tüm'e
varıyorum.
6 Mart 2013 Çarşamba
anlamadın
Yüz değil milyon kere anlatmaya çalıştım
yazamadim veya söylemedim - sadece
atladım yoluna kendi yolumla
Bulursun dedim, hatta belki görürsün
en çok da
yaşamanı istedim
Başta provalardaydık
bir baktım, oyun başlamış ..
ikinci perde
Anlarsın sandım
Gitmeden önce, sonu olmayan bir öpücük bıraktım
zamansız kısa bir
Mola verdim
gittim yakına, döndüm uzaklarla
bir de baktım, seni bulamadım
"Sen gittin" derken fark ettim
asla orada olamadın
yazamadim veya söylemedim - sadece atladım yoluna kendi yolumla
Bulursun dedim, hatta belki görürsün
en çok da
yaşamanı istedim
Başta provalardaydık
bir baktım, oyun başlamış ..
ikinci perde
Anlarsın sandım
Gitmeden önce, sonu olmayan bir öpücük bıraktım
zamansız kısa bir
Mola verdim
gittim yakına, döndüm uzaklarla
bir de baktım, seni bulamadım
"Sen gittin" derken fark ettim
asla orada olamadın
25 Şubat 2013 Pazartesi
Ben bilmem
Anlik oldu
Beynime toz kacti
Pardon dedim
Sesim
Cikmadi
Adam konuştu durdu
Ben ne anladi ne dinledi
Köşeyi döndük
Ben ne gördü ne anladi
Beynime toz kacti
Pardon dedim
Sesim
Cikmadi
Adam konuştu durdu
Ben ne anladi ne dinledi
Köşeyi döndük
Ben ne gördü ne anladi
15 Şubat 2013 Cuma
Sen bunalım sansan da ben apak yapraklardayım
Ben var ya ; az biraz erime kıvamına gelmişim.
"Şşşşş". Bir bebek uyuyor sıkıysa gık de misali.
Derinlerimi içime atıp, üzerine kaçak 5 kat çıkıp, yukarıdan aşağıya bakamaz olmalardayım.
Mum olmuşum Mum.
Ateşim cayır cayır, aydınlığın farkında değilim, eriyorum azardan.
Büyüklerimin dediği gibi dulcuk olmuşum. Öyle bir köşede. Çömelmece, çiğdem çitleye çitleye. Yaşamlar satılık da bir ben kiracı devamlı arayışlarda.
Bekliyorum! Sanırsın sabrımın erdeminden.Tabii ki değil.Nerdeee?
Patlamaya hazır ve nazır olamamaktan, kaçışlarda zırıl zırıl.
Alevim muhteşem etrafıma; bir ben karanlıkta. Loş loş iyi de geliyor hani derken bakmışım eriyoruz yumuşak, ve sıcak sıcak; mis gibi kıvamında..
Bu hallerimin dalgalarıyla geçen gün tanıştım. Tanıştırıldım. Sağlam kafalı bir hatun sağ olsun.
Arada çıkar gelir. Hep yanımdadır da aslında; bu aralarda gelmeler apayrıdır. Aynayı tutar, ışık zaten hazırdır, o gizemli pencereden sızar usulca. Bakarım şöyle bir damarlarıma. İçimden akanlara. Sızanlara, duramayıp akıp gidenlere.
"Dur'ak"lara sığınırım.
Başlarım: Dur'up ve Ak'maya !
Yok ederiz o zamanlarda. Grilikleri. Tozu dumanı kaldırırız, apak yapraklar eteklerimizde sallanır salınırız.
Ziller çalar duymayız, efendilerin efendileri ses vermeye başlamış bile. Kime ne ? Biz yine de iyi birer oyuncuyuz. Sağır da oluruz kör de.
Haydi bakalım ,Perde !
"Şşşşş". Bir bebek uyuyor sıkıysa gık de misali.
Derinlerimi içime atıp, üzerine kaçak 5 kat çıkıp, yukarıdan aşağıya bakamaz olmalardayım.
Mum olmuşum Mum.
Ateşim cayır cayır, aydınlığın farkında değilim, eriyorum azardan.
Büyüklerimin dediği gibi dulcuk olmuşum. Öyle bir köşede. Çömelmece, çiğdem çitleye çitleye. Yaşamlar satılık da bir ben kiracı devamlı arayışlarda.
Bekliyorum! Sanırsın sabrımın erdeminden.Tabii ki değil.Nerdeee?
Patlamaya hazır ve nazır olamamaktan, kaçışlarda zırıl zırıl.
Alevim muhteşem etrafıma; bir ben karanlıkta. Loş loş iyi de geliyor hani derken bakmışım eriyoruz yumuşak, ve sıcak sıcak; mis gibi kıvamında..
Bu hallerimin dalgalarıyla geçen gün tanıştım. Tanıştırıldım. Sağlam kafalı bir hatun sağ olsun.Arada çıkar gelir. Hep yanımdadır da aslında; bu aralarda gelmeler apayrıdır. Aynayı tutar, ışık zaten hazırdır, o gizemli pencereden sızar usulca. Bakarım şöyle bir damarlarıma. İçimden akanlara. Sızanlara, duramayıp akıp gidenlere.
"Dur'ak"lara sığınırım.
Başlarım: Dur'up ve Ak'maya !
Yok ederiz o zamanlarda. Grilikleri. Tozu dumanı kaldırırız, apak yapraklar eteklerimizde sallanır salınırız.
Ziller çalar duymayız, efendilerin efendileri ses vermeye başlamış bile. Kime ne ? Biz yine de iyi birer oyuncuyuz. Sağır da oluruz kör de.
Haydi bakalım ,Perde !
31 Ocak 2013 Perşembe
Kara Fatma, James Bond ve Ayça Varlıer
Biraz önce yine bir antenliyle karşılaştım. Aramızdaki o uzaylılardan bahsetmiyorum.
Bildiğiniz Fatma bu ; James Bond misali ama :
-Merhaba kimsin sen antenli?
-Fatma , Kara Fatma, bilimsel olarak hamam böceği de derler.
diye bir diyalogdayız kendisiyle ama ben kaçmayı tercih ediyorum.
Evet çocukluktan gelen korkular, evet hepsi annemin hatası ve evet benden küçücük zarar veremezler ama işte bir gerçek daha "korku" böyle bir şey.
Saçmalıklar silsilesi sahne bir
Elmas sudan daha pahalı, elmassız yaşarsın ama susuz asla..
Kara Fatma da öyle işte ; elmas misali değerli benim korku dünyamda.
Anma gelir başına, korkma gelir başına, kınama, sınama, yargılama, sonuçta yapma etme dünyası; sen ol yeter ! o gelecek başına.
Dolayısıyla, korksam da seviyorum artık Kara Fatma'ları, ben oldukça olacaklar sonuçta. Barış sağladım kendileriyle. Yine de arada bir ofise uğrayıp ziyarete geliyorlar. Hepsiyle birer birer tanışmıyorum artık. Dedim ya James Bond gibi; bir Pierce Brosnan oynuyor, bir Daniel Craig..
Onlar da kimlik değiştirseler de amaç aynı, tarz belli, fiziksel benzerlikleri çok vs.
Bir gün bana deselerdi Kara Fatma'ları anlat diye, yapamam derdim; keza yazıyı yazarken devamlı kaşınmaktan, mide bulantıları ve öğürmelerden.. Merak ediyorum; acaba okurken sizin gözünüzün önüne de geliyor mu o Fatma'lar. Kara kara.. Adı çirkin, tipi objektif olmamı gerektirmeksizin kötü işte. Evde besleyenini duymadım, millet elinde terlik ya da dergi peşinden koşuyor ya da benim gibi kaçıyor.
Derken..................
Dün gece bir konsere gittim, Ayça Varlıer. Bir konserin tanıtımı bu kadar mı yanlış ve başarısız yapılır. Ayça Varlıer'in sesi çok güzelmiş bu arada ve jazz aranjmanları çok hoş olmuş ama..
Neyse konseri eleştirmek ayrı bir yazı konusu..
Konser sırasında birbirinin önüne geçen sesler vardı kulağı rahatsız eden. Bir gitar vardı ki en çok o duyuluyordu. O teller kopacaktı sanki, çıkan ses melodiyle dans etmeye çalışan çıldırmış tellerin kavgası misali. Güzelim sese sahip o vokalleri duyabilmek adına gözleri kıstık, kafamızı uzattık, kulakları kabarttık bir seyler yapıp abartılı mimiklere girdik ama olmadı. Kendimi eleştiriye başladım o sırada, sanki başkaları bunu yaşamıyormuşçasına. Ya da ben yaşamadıklarını sanıyordum.
Uzun süre sessizliğe alışmıştım tabii. Hayattan uzak bir hayat.. Değişik sesler yoktu, olduğunda da ben duymuyordum. Şimdi bu çok sesli, çıldırmış tellerin kavgaya dönüşen modern dans gösterisi de nereden çıkmıştı? Hazır mıydı ki kulaklarım? Fazla yüksek değil miydi bu ses? Ya da alışkanlık haline mi gelmişti bende sessizlik? derken; sabah ofise geldim. Bilgisayar başında otururken, içeriden arkadaşımın sesini duydum. Sakin bir ses : aaa bak bir kara fatma, dur öldürelim onu diyen sapsakin bir ses.
Kulaklarım çıldırmış olmalıydı, aklıma dün geceki konser geldi. Sesler böyleydi işte; koca bir hamam böceği gören arkadaşımdan çıkan sakin tınılara karşın keyif almaya gidilmiş bir konserdeki gitarın tellerinin kavgasını anımsatan hırçın tınılar. Hepsi ses sonuçta, ama o bile zaman tutsağı. Doğru anda doğru seslerle karşılaşmak, o seslere eşlik etmek istedim.
Yazı bitti.
Bildiğiniz Fatma bu ; James Bond misali ama :
-Merhaba kimsin sen antenli?
-Fatma , Kara Fatma, bilimsel olarak hamam böceği de derler.
diye bir diyalogdayız kendisiyle ama ben kaçmayı tercih ediyorum.
Evet çocukluktan gelen korkular, evet hepsi annemin hatası ve evet benden küçücük zarar veremezler ama işte bir gerçek daha "korku" böyle bir şey.
Saçmalıklar silsilesi sahne bir
Elmas sudan daha pahalı, elmassız yaşarsın ama susuz asla..
Kara Fatma da öyle işte ; elmas misali değerli benim korku dünyamda.
Anma gelir başına, korkma gelir başına, kınama, sınama, yargılama, sonuçta yapma etme dünyası; sen ol yeter ! o gelecek başına.
Dolayısıyla, korksam da seviyorum artık Kara Fatma'ları, ben oldukça olacaklar sonuçta. Barış sağladım kendileriyle. Yine de arada bir ofise uğrayıp ziyarete geliyorlar. Hepsiyle birer birer tanışmıyorum artık. Dedim ya James Bond gibi; bir Pierce Brosnan oynuyor, bir Daniel Craig..
Onlar da kimlik değiştirseler de amaç aynı, tarz belli, fiziksel benzerlikleri çok vs.
Bir gün bana deselerdi Kara Fatma'ları anlat diye, yapamam derdim; keza yazıyı yazarken devamlı kaşınmaktan, mide bulantıları ve öğürmelerden.. Merak ediyorum; acaba okurken sizin gözünüzün önüne de geliyor mu o Fatma'lar. Kara kara.. Adı çirkin, tipi objektif olmamı gerektirmeksizin kötü işte. Evde besleyenini duymadım, millet elinde terlik ya da dergi peşinden koşuyor ya da benim gibi kaçıyor.
Derken..................
Dün gece bir konsere gittim, Ayça Varlıer. Bir konserin tanıtımı bu kadar mı yanlış ve başarısız yapılır. Ayça Varlıer'in sesi çok güzelmiş bu arada ve jazz aranjmanları çok hoş olmuş ama..
Neyse konseri eleştirmek ayrı bir yazı konusu..
Konser sırasında birbirinin önüne geçen sesler vardı kulağı rahatsız eden. Bir gitar vardı ki en çok o duyuluyordu. O teller kopacaktı sanki, çıkan ses melodiyle dans etmeye çalışan çıldırmış tellerin kavgası misali. Güzelim sese sahip o vokalleri duyabilmek adına gözleri kıstık, kafamızı uzattık, kulakları kabarttık bir seyler yapıp abartılı mimiklere girdik ama olmadı. Kendimi eleştiriye başladım o sırada, sanki başkaları bunu yaşamıyormuşçasına. Ya da ben yaşamadıklarını sanıyordum.
Uzun süre sessizliğe alışmıştım tabii. Hayattan uzak bir hayat.. Değişik sesler yoktu, olduğunda da ben duymuyordum. Şimdi bu çok sesli, çıldırmış tellerin kavgaya dönüşen modern dans gösterisi de nereden çıkmıştı? Hazır mıydı ki kulaklarım? Fazla yüksek değil miydi bu ses? Ya da alışkanlık haline mi gelmişti bende sessizlik? derken; sabah ofise geldim. Bilgisayar başında otururken, içeriden arkadaşımın sesini duydum. Sakin bir ses : aaa bak bir kara fatma, dur öldürelim onu diyen sapsakin bir ses.
Kulaklarım çıldırmış olmalıydı, aklıma dün geceki konser geldi. Sesler böyleydi işte; koca bir hamam böceği gören arkadaşımdan çıkan sakin tınılara karşın keyif almaya gidilmiş bir konserdeki gitarın tellerinin kavgasını anımsatan hırçın tınılar. Hepsi ses sonuçta, ama o bile zaman tutsağı. Doğru anda doğru seslerle karşılaşmak, o seslere eşlik etmek istedim.
Yazı bitti.
19 Ocak 2013 Cumartesi
Kuzu çevirmesiz geçen yanlış sayılmış yıllarıma inanmayan Semire
"Kuzu çevirme olaydı ya şimdi, ne yirdik kız " dedi Semire.
Boş boş bakakaldım. Hem eridim hem dondum keza saf maddenin erimeye başladığı sıcaklıkla, donmaya başladığı sıcaklık aynıdır demişlerdi ortaokulda.
O saf madde bendim işte.
"Ne güzel gacısın öyle sen kırmızı rujunla, yaşın kaç " diyerek devam etti.
Gözünüzün önüne bir getirin beni: Ağzım yarı açık, sinek kaçtı kaçacak ve içine girdiğim şoktan çıkabileceğime dair ümidim kalmamışken; birden odaklandım: Kendisine ve halimize. Ana geri dönebilmiştim ve 'Otuz dört' diyerek cevap verdim.
"Neeee ben kadarmışın yok artık, ne yaptın cildine süyle bakiim, neler sürdün süründün, anlat diyem de vermezsin sırrını, kız gerçek de bakiyim essah kaç yaşındasın?"diye sordu güvensiz bakışlarla.
'Ben otuz dört saydım sen kaç dersen o olsun' dedim. Büyük teslimiyetteydim hali hazırda.
Halbuki ne güzel kuzu çevirme dediğinde aklım saatte 180 km hızla, apayrı gezegenlere seyahate çıkmıştı. Donmak, erimek derken saf saf bakakalmıştım.
Keza ne alakaydı ! Biz ne zaman çıkarız diye düşünürken, hatunun aklı kuzu çevirmedeydi.
En son cevabıma istinaden sessiz kalmadı Semire; "Entel dantelsin sen anladık, bu anan olmasa zor bakarsın sen kızına" dedi. Haklıydı da, entel kısmı hariç.
Kabulümdü Semire'yle kuzu çevirmek, otuz dört olmamak , kızıma annem olmasa böylesine bakamayacağım, entel dantel olmak bile kabulümdü; işbu hastanedeki gerçek hayatların keskin köşeli hikayeleri karşısında. Hatta o hikayelerin yanında, gel de teslim olma.
Aslen hiç sevmediğim o 'kuzu çevirme' bana, on beş metrekare odada 4 kadın 3 çocuk nefes almaya çalışıyor olduğumuzu unutturmuştu. Pek matrak kadındı, Semire.
Onun keskin köşeli hikayesini yazmaya elim varmadığı için bu kadarını paylaşabiliyorum..
Biliyorum ki o da hayatı şakalarıyla seviyor.
Semire'ye ..
https://www.youtube.com/watch?v=H98QJemFQqM
Boş boş bakakaldım. Hem eridim hem dondum keza saf maddenin erimeye başladığı sıcaklıkla, donmaya başladığı sıcaklık aynıdır demişlerdi ortaokulda.
O saf madde bendim işte.
"Ne güzel gacısın öyle sen kırmızı rujunla, yaşın kaç " diyerek devam etti.
Gözünüzün önüne bir getirin beni: Ağzım yarı açık, sinek kaçtı kaçacak ve içine girdiğim şoktan çıkabileceğime dair ümidim kalmamışken; birden odaklandım: Kendisine ve halimize. Ana geri dönebilmiştim ve 'Otuz dört' diyerek cevap verdim.
"Neeee ben kadarmışın yok artık, ne yaptın cildine süyle bakiim, neler sürdün süründün, anlat diyem de vermezsin sırrını, kız gerçek de bakiyim essah kaç yaşındasın?"diye sordu güvensiz bakışlarla.
'Ben otuz dört saydım sen kaç dersen o olsun' dedim. Büyük teslimiyetteydim hali hazırda.
Halbuki ne güzel kuzu çevirme dediğinde aklım saatte 180 km hızla, apayrı gezegenlere seyahate çıkmıştı. Donmak, erimek derken saf saf bakakalmıştım.
Keza ne alakaydı ! Biz ne zaman çıkarız diye düşünürken, hatunun aklı kuzu çevirmedeydi.
En son cevabıma istinaden sessiz kalmadı Semire; "Entel dantelsin sen anladık, bu anan olmasa zor bakarsın sen kızına" dedi. Haklıydı da, entel kısmı hariç.
Kabulümdü Semire'yle kuzu çevirmek, otuz dört olmamak , kızıma annem olmasa böylesine bakamayacağım, entel dantel olmak bile kabulümdü; işbu hastanedeki gerçek hayatların keskin köşeli hikayeleri karşısında. Hatta o hikayelerin yanında, gel de teslim olma.
Aslen hiç sevmediğim o 'kuzu çevirme' bana, on beş metrekare odada 4 kadın 3 çocuk nefes almaya çalışıyor olduğumuzu unutturmuştu. Pek matrak kadındı, Semire.
Onun keskin köşeli hikayesini yazmaya elim varmadığı için bu kadarını paylaşabiliyorum..
Biliyorum ki o da hayatı şakalarıyla seviyor.
Semire'ye ..
https://www.youtube.com/watch?v=H98QJemFQqM
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
