14 Ekim 2015 Çarşamba

Günaydın

Bazen günaydın mesajı gece ikide gelsin istersin ..
Kahvaltıyı atlayıp öğlene rakıyla başlamak mesela? 
Kahkahalar atacağın bir anda ağlama nöbetine takılmak nasıl rahatlatırsa seni öylesinden; 
Hoş, tam şu yazıyı yazarken en sevdiklerimden mesaj gelmesi gibi!

'Yahu durun iki dakika yoğunlaştım, duygusallaştım' diyecekken hem de!?!

Şaşırtan bir şey olsun istersin .. 
Böyle zamanlarımda yine şımardım derim kendi kendime? 
...değil aslında, farkındalık fazlası.

Bir insan çok acı çekeceğini anladığında beden kendini korumaya alır ve bayılırmış.

Bu da öyle bir kaçış işte,
Şaşırma ihtiyacı da kaçışın bahanesi.

Bayılmadan hemen önce hissiyatında; iki arada bir derede kalmış bedenin kararsızlığı ! 

Yanlış şeylerden kaçmayız dilerim. Deneyimim bu yönde keza! 
Güzel bir seyahatten, iki kelam aşk cümlesinden, 'yahu gelsene şöyle' diyememelerden, gibi gibi 

Bu seferki pek farklı 
Pek fena 
Bir bomba tamam da 
Kaçışında durakaldığın bir nokta
Ne şımarmaya varsın ne de şaşırmaya
Bir tek dursak dedirten cinsten.
Ne gelişim ne geri dönüşüm 
İleriyi göremediğinden önüne bakmak sadece;
Yakını görebildiğine şükretme hali bu!
Gece günaydını gibi 
Fena 


20 Eylül 2015 Pazar

en salak soruların en doğru cevapları

Salağın biri (her an ağzıma acı biber sürülebilir korkusuyla yazıyorum) bir film yapmış.
O kadar salak ki: Off yine o aynı senaryo dedirtti.

Sonra salakça bir fikir geldi aklıma ve pizza söylemek yerine içli köfte ısıtıp yoğurtla yedim.

Vakti gelince, salakça film bitti.

Koltukta uzanırken garip ve tabii ki "salak" bir şey fark ettim: sehpa ve kitaplık yere paralel değildi.
Doğruldum, ışığı açtım.
Sonra salakça gülmeye başladım. 
Her şey yine her zaman olduğu gibi dünyaya paraleldi.

Filmin adı da Salak olmalıydı, pek sevdim çünkü:

Hayatımızın her ufak salak gününde 
en salak şeyleri yaparak
salak zamanlara seyahat etmeli insan.

Ve en salak sorulara en doğru cevapları bulmalı; şarkının da dediği gibi:


How long will I love you?
As long as stars are above you
And longer, if I can.

How long will I need you?
As long as the seasons need to
Follow their plan.

How long will I be with you?
As long as the sea is bound to
Wash upon the sand.

How long will I want you?
As long as you want me to
And longer by far.

How long will I hold you?
As long as your father told you,
As long as you can.

How long will I give to you?
As long as I live through you
However long you say.

How long will I love you?
As long as stars are above you
And longer, if I may. 

10 Ağustos 2015 Pazartesi

Aramızda

Neden yazmıyorsun artık? Sormuyorlar mı sana? 

-sen neden yazdırtmıyorsun acaba ;) 

Bana mutluyken de lazımsın galiba..

- Mutsuzken malzeme çok ama :)

Evet, ve seni üzmeye kıyamıyorum bu ara
..
- Bana sensizlik iyi geliyor oysa

Haklısın da bırakamam seni O'nla O'rada
- bıraktın sanmıştım aslında 

O sanmalar arada sarsar ama

- aman hatırlatma ,,,

Hatırlasana !!! Belki yazarsın bir ara?

- sen 'ben'de oldukça, yazmalar tükenir mi? Asla! 

Farkındayım ama unutuldum pek'ala'

- ben senden kaçtıkça unutulman zor, artık anla!

Sen bir'az benli biraz sen'li karıştın galiba 

- öyle böyle ama yazdım şu an, baksana.

Ne ben ne de sen sebebiz bu yazamamalarına?

- biliyorum ve duruyorum. bozma istiyorum O'nla olanı şu anda!

Sen susunca ben yok olmuyorum ama 

-yine de dokunma O'na!  
....
Çok dalma oralara 

- anladım ama dinleyemeyeceğim seni galiba.

O'nda beni ara! Göreceksin bir son olmayacak aslı'nda 





22 Temmuz 2015 Çarşamba

Taksi Serisi- panik atak #3694

Bugün yine taksiye binmiştim.. Hissedilen sıcaklık elliydi ve gıkım cıkmadan klimayı açmıştı, genç şoför. 
İstikameti verdikten hemen sonra telefonum çaldı ve güzel haberi aldım, siparişim gelmişti. Dolayısıyla istikamet değişti, hatta uzadı diye sevindi şoför. O kadar belli etti ki; vitesi dörtten üçe alıp gazı öyle bir kökledi ki : havalar bin beş yüz (Dalya'dan alıntı) vee ... 
'Ay dikkat hey' diyen ben, çaresiz dört göz açılmış, panik atak seviyesi yüzyetmişbinyediyüzkırksekiz!!!!
Öndeki arabaya çarpmamıza on iki santim kala sıyırdık, solladık ama fenalıklar bastı mı bir kere !?!?!? 
'Çok tepki verdiniz alışığız biz böyle ani frencilere' dedi genç osman !.. Kaşlarım kalktı bir buçuk santim havaya, sessizliğim yedibinbeşyüz!
'Bak hele bir de kadın işte'dedi eh ben de susmayıp iki kelam laf ettim:
Beyfendi kusura bakmayın ama o sırada camdan dışarı bakıyordunuz, insanlık hali tabii olur böyle şeyler derken, susamadım bir türlü .. Ben iki ciddi kaza yapmış biri olarak biraz panikliyor olabilirim ama tepkisiz kalsaydım da çarpardınız dedim ve üç saniyelik bir sessizlik beklentisine girdim. Genç osman müşteri odaklı çıktı ve başını havalı havalı sağa sola çevirip, sessizliğini epey sürdürdü.
Bu arada bir baş dönmesi, sallanmalar derken hafif bulantılı sisteme geçiş yaptım. Hayır, adam da konuşmuyor iyice sarpa sardım.
Baktım ki gelmişiz, nasıl inicem şimdi diye düşünürken genç osman bana ödeme istemiyorum dedi. Bir tepem attı, ne bulantı kaldı ne sallanma 'aaaa ama siz de hiç eleştiri kaldıramıyorsunuz canım, ne olacak yani insanlık hali, herkes hata yapar, belki ben de hata ettim uyardım sizi, çarpsaydık belki de, ya da yanlış gördüm canım neyse ne ama bu şekilde cezalandırır gibi insanı... diye dır dır ederken Genç Osman susturdu beni, yok hanfendi sizi ben üçüncü kez alıyorum aynı duraktan ondan ikramım olsun dedim yani, dedi. Olmasın lütfen! ikram olursa bir daha binmem dedim ve ödedim. Yaklaşık yirmi dakikalık yol bir asır gibi geldi, paniğim son buldu, osmanla da barıştık bir şekil işte.. Olur böyle şeyler ..

14 Haziran 2015 Pazar

Oradaymış

Eliyle yazmış 
Hem de en ufak 
Eski bir kağıt parçasına 

'Durduramadığım anlardasın
Uykusuz zamanlarda
Yalnızlığıma armağan
Gönlümden bir parçasın
Uyu hep baş ucumda ' diye..

Ben anlayana kadar akrostişi
Uykular kaçmış
Yalnızlığı çoğalmış
Gönlü bulanmış 

Midesindeyken ta o zaman 
Kusmuş !
beni çoğaltmış (,)

6 Mart 2015 Cuma

Mart

Mart olmuş yine
12si miydi 21 miydi acaba
her yıl düşünürüm
sonra bilen birine sorar;
hatırlarım balık burcu olduğunu

Her Mart;
off!! yılı yarılamışız derim
yolun yarısısın
her şeyi yaşadığımızı sandığım ilk kısım

Mart rüyada
çıkılan uzun yürüyüşler ile başlar
Sessizliği aratan kalabalığınla
dengeler ve huzur bulur

bahar sandığım soğukluğun
çiğ gibi yağar .. durur.

Mart yine de uçurur
Yokluğunun hafifliği ile ..

hatırlatır ne kadar özgür olduğumuzu
hem olup olmayışlarında
hem de yok olup varlığınla baş ucumda







8 Ocak 2015 Perşembe

amie, gel otur bi duvarıma

Amie, gel otur bir duvarıma !

Biraz büyüyoruz o kadar diye düşünürken,
aslında her şeyin bir olasılığı olduğunu fark etmiyor muyuz ?
Gördüklerimiz ve yaşadıklarımız iyisiyle kötüsüyle 'bir şekilde' oluyor.

nedenleriyle uğraşırken ya da sonuçlarını hesaplarken
o olduğu anları kaçırıyor olmamızdan
hakkını veremiyoruz yasların, kutlamaların ya da anmaların

iki yazıyor, bir çiziyoruz hatta ağzımız torba değil büzemiyor
bol keseden atıyor, dinlerken anlayamadan emme basma tulumba gibi
sallanıyoruz

hep bir savaş halinde, benim doğrum ile uğraşırken
unutuyoruz koca bir evrenin içinde ufacık bir atom parçası olan varlığımızı
ben'liğimizin bir hiç olduğunu
ufak bir oyuncak hatta sadece bir
emanet olduğumuzu

savaşımızın nedeni neydi derken aslında var olmayan varlığımızın
farkındasızlığı ile
sallıyoruz kılıcımızı

en ucuz laftan en pahalı silaha kadar
sonuna dek savaşıyoruz

emanete hıyanet ederek
yok edecek olanın biz olduğunu sanarak
bilmiyoruz ki aslında hiç bir şeyin ol'madığını

Var sandığımız bir ilüzyonu oyuncak edip kendimize
salak benliklerimize on puan daha katmak adına
katlediyoruz An'ları, İnsan'ları, hayatı ve anlamları ..

O yüzden bu şarkıyı dinlerken evet Amie, gel bir otur duvarıma ve oku :

Nothing unusual, nothing's changed
Just a little older that's all
You know when you've found it,
There's something I've learned
'Cause you feel it when they take it away


26 Aralık 2014 Cuma

kokteyl

dün akşam, hiç beklemediğim anda hiç beklemediğim bir panik geldi

duşa girmeliydim ve tepemden akan suyun gücüyle beynimin uyuşacağını gördüm

yine de üstüne gidip yıkanıp paklandım

keza yorucu bir gündü ve üstümdeki gri tozu ancak bu şekilde atabilirdim

uyuşmayan beynim salgıladığı

adrenalini seratoninle karıştırıp güzel bir kokteyl sundu

giyinmenin gereksizliği çıplaklığın güzelliğini düşünürken

havanın soğukluğunu fark edip üzerime bir şeyler atıp dışarı çıktım

taksi çağırmıştım ama gelmemişti ya da kaçırmıştım

sorgulamadan yüksek dozdaki salgılarımla hızlı adımlarla yürüdüm

ilk taksiye binip rotayı verdim

taksi şoförüne bir ses geliyor çok garip acaba kapı mı açık diye sordum

hayır pencereniz açık kapatın isterseniz ben ön camı açıyım diye teklif etti

yok dedim nefes alacak bir aralık lazım bana

aa siz de mi dedi

ben de yoksa siz de mi dedim

bu mesleği yapan birine sert bir hediye olmuş  agrofobi

"sormayın 13 yıldır savaşıyorum bununla

yine de çok severek yapıyorum işimi " dedi

ki belliydi

çok hızlı gidiyoruz sanki diye düşünürken

"aceleniz var gibi rahatsız olmuyorsunuz umarım" dedi kibarca

hayır hoşuma gitti uzun zamandır takside böyle gitmemiştim dedim

300 metre ötede kırmızı yandı

durmasak mı acaba diye düşünürken bastık geçtik

acaba aklımdan her geçeni yapacak mı diye düşünürken

siz Ahmet'in kızısınız değil mi diye sordu

aa evet dedim, nereden tanıyorsunuz babamı

"futbol oynardık bizim mahallede gençken"

"annenize benziyorsunuz" dedi sustuk bir süre

"daha önce babanızla sizi almıştım

konuşmuştuk detaylı ama siz biraz rahatsızdınız uyuyordunuz arkada"

evet hatırladım dedim ama hatırlamamıştım

yeter ki konuya girilmesin

ahlaşıp vahlaşmayalım diye

konuyu müziğe getirip, sesi biraz açar mısınız dedim

ben de severim bu şarkıyı dedi

Nazan Öncel gitme kal bu şehirde çalıyordu

içimden epey güldüm

salgılanan hormonlarım beni çılgına dönüştürmüşken

biri iki melankoli ile dengelenmiştim

o denge sayesinde kendimi toparlayıp

güzel geçecek gecenin ilk adımını atıp kapıyı çaldım.

















24 Aralık 2014 Çarşamba

24 saat

Dün akşam eve gelip , kapıyı çaldığımda
'Kim o? '
'annem değilsen git!' diyen güzel ağızlı
şöyle devam etti;
'bugün çok ilginç bir şey öğrendim:
Bir gün tam 24 saatmiş ve bir yılda 52 hafta varmış.' dedi.
Bunu anlatırken o kadar heyecanlıydı ki..
Sen kaç saat olsun isterdin diye sordum.
'Bazen daha çok bazen daha az.' cevabıyla dondum. 







30 Kasım 2014 Pazar

Kaldığımız yerden devam etmesek

İçimdeki senle karşımdaki seni 
Kıyaslıyorum da
O kadar benziyorsunuz ki 
Mutlu oluyorum seni fark ettikçe 

Bir o kadar yaklaştım dedikçe 
Özrü olmayan hallerle kaçıyorum 

Korkuyla sevilmez dediklerinde 
Kızıyorum.
Sana olan yalınlığımı saklıyor olmamın 
Bir korku değil de bir oyun olduğunu 
Biliyorum 

Çocuklar gibi oynamak istiyorum

O oyunların sonu yoktur ya 
Her seferinde yeniden başlarsın
Kaldığın yer diye bir şey olmaz hani 

Evcilik ya da doktorculuk gibi
Gerçek hayatlardan kısa bir kesit
Düğünü yapmadan, takılar olmadan
Kan akıtmadan alınan kanlar gibi
İğnesiz yapılan enjeksiyonlardan olsun 
Elimizde 
Oyunlardaki gibi 

Sadece ortasında olalım 
Kimseye bulaşmadan, kimseyi bulaştırmadan 
Can yakmadan 
Ateş çıkmadan 
Yorulunca uyuya kalıp
Bir sandalyede kıvrılıp birilerinin kucağında eve dönmeceli 
Ertesi gün yine aynı ortadan başlayıp
Devam etmeden aynı heyecanla 
oyunlara sızmacalı sistem 

Rüyada gibi olsun 
İradesiz ve hesapsız 

Sen doktor ben hasta 
Ben anne sen çocuk
Hayalet komşular 
Bir de O 
seni bana taşıyan 
Beni sende ol'durtan 
Sensiz de ol'abilmelerimin açıklaması olan 
O

Oyunu yaratan O