22 Temmuz 2015 Çarşamba

Taksi Serisi- panik atak #3694

Bugün yine taksiye binmiştim.. Hissedilen sıcaklık elliydi ve gıkım cıkmadan klimayı açmıştı, genç şoför. 
İstikameti verdikten hemen sonra telefonum çaldı ve güzel haberi aldım, siparişim gelmişti. Dolayısıyla istikamet değişti, hatta uzadı diye sevindi şoför. O kadar belli etti ki; vitesi dörtten üçe alıp gazı öyle bir kökledi ki : havalar bin beş yüz (Dalya'dan alıntı) vee ... 
'Ay dikkat hey' diyen ben, çaresiz dört göz açılmış, panik atak seviyesi yüzyetmişbinyediyüzkırksekiz!!!!
Öndeki arabaya çarpmamıza on iki santim kala sıyırdık, solladık ama fenalıklar bastı mı bir kere !?!?!? 
'Çok tepki verdiniz alışığız biz böyle ani frencilere' dedi genç osman !.. Kaşlarım kalktı bir buçuk santim havaya, sessizliğim yedibinbeşyüz!
'Bak hele bir de kadın işte'dedi eh ben de susmayıp iki kelam laf ettim:
Beyfendi kusura bakmayın ama o sırada camdan dışarı bakıyordunuz, insanlık hali tabii olur böyle şeyler derken, susamadım bir türlü .. Ben iki ciddi kaza yapmış biri olarak biraz panikliyor olabilirim ama tepkisiz kalsaydım da çarpardınız dedim ve üç saniyelik bir sessizlik beklentisine girdim. Genç osman müşteri odaklı çıktı ve başını havalı havalı sağa sola çevirip, sessizliğini epey sürdürdü.
Bu arada bir baş dönmesi, sallanmalar derken hafif bulantılı sisteme geçiş yaptım. Hayır, adam da konuşmuyor iyice sarpa sardım.
Baktım ki gelmişiz, nasıl inicem şimdi diye düşünürken genç osman bana ödeme istemiyorum dedi. Bir tepem attı, ne bulantı kaldı ne sallanma 'aaaa ama siz de hiç eleştiri kaldıramıyorsunuz canım, ne olacak yani insanlık hali, herkes hata yapar, belki ben de hata ettim uyardım sizi, çarpsaydık belki de, ya da yanlış gördüm canım neyse ne ama bu şekilde cezalandırır gibi insanı... diye dır dır ederken Genç Osman susturdu beni, yok hanfendi sizi ben üçüncü kez alıyorum aynı duraktan ondan ikramım olsun dedim yani, dedi. Olmasın lütfen! ikram olursa bir daha binmem dedim ve ödedim. Yaklaşık yirmi dakikalık yol bir asır gibi geldi, paniğim son buldu, osmanla da barıştık bir şekil işte.. Olur böyle şeyler ..

14 Haziran 2015 Pazar

Oradaymış

Eliyle yazmış 
Hem de en ufak 
Eski bir kağıt parçasına 

'Durduramadığım anlardasın
Uykusuz zamanlarda
Yalnızlığıma armağan
Gönlümden bir parçasın
Uyu hep baş ucumda ' diye..

Ben anlayana kadar akrostişi
Uykular kaçmış
Yalnızlığı çoğalmış
Gönlü bulanmış 

Midesindeyken ta o zaman 
Kusmuş !
beni çoğaltmış (,)

6 Mart 2015 Cuma

Mart

Mart olmuş yine
12si miydi 21 miydi acaba
her yıl düşünürüm
sonra bilen birine sorar;
hatırlarım balık burcu olduğunu

Her Mart;
off!! yılı yarılamışız derim
yolun yarısısın
her şeyi yaşadığımızı sandığım ilk kısım

Mart rüyada
çıkılan uzun yürüyüşler ile başlar
Sessizliği aratan kalabalığınla
dengeler ve huzur bulur

bahar sandığım soğukluğun
çiğ gibi yağar .. durur.

Mart yine de uçurur
Yokluğunun hafifliği ile ..

hatırlatır ne kadar özgür olduğumuzu
hem olup olmayışlarında
hem de yok olup varlığınla baş ucumda







8 Ocak 2015 Perşembe

amie, gel otur bi duvarıma

Amie, gel otur bir duvarıma !

Biraz büyüyoruz o kadar diye düşünürken,
aslında her şeyin bir olasılığı olduğunu fark etmiyor muyuz ?
Gördüklerimiz ve yaşadıklarımız iyisiyle kötüsüyle 'bir şekilde' oluyor.

nedenleriyle uğraşırken ya da sonuçlarını hesaplarken
o olduğu anları kaçırıyor olmamızdan
hakkını veremiyoruz yasların, kutlamaların ya da anmaların

iki yazıyor, bir çiziyoruz hatta ağzımız torba değil büzemiyor
bol keseden atıyor, dinlerken anlayamadan emme basma tulumba gibi
sallanıyoruz

hep bir savaş halinde, benim doğrum ile uğraşırken
unutuyoruz koca bir evrenin içinde ufacık bir atom parçası olan varlığımızı
ben'liğimizin bir hiç olduğunu
ufak bir oyuncak hatta sadece bir
emanet olduğumuzu

savaşımızın nedeni neydi derken aslında var olmayan varlığımızın
farkındasızlığı ile
sallıyoruz kılıcımızı

en ucuz laftan en pahalı silaha kadar
sonuna dek savaşıyoruz

emanete hıyanet ederek
yok edecek olanın biz olduğunu sanarak
bilmiyoruz ki aslında hiç bir şeyin ol'madığını

Var sandığımız bir ilüzyonu oyuncak edip kendimize
salak benliklerimize on puan daha katmak adına
katlediyoruz An'ları, İnsan'ları, hayatı ve anlamları ..

O yüzden bu şarkıyı dinlerken evet Amie, gel bir otur duvarıma ve oku :

Nothing unusual, nothing's changed
Just a little older that's all
You know when you've found it,
There's something I've learned
'Cause you feel it when they take it away


26 Aralık 2014 Cuma

kokteyl

dün akşam, hiç beklemediğim anda hiç beklemediğim bir panik geldi

duşa girmeliydim ve tepemden akan suyun gücüyle beynimin uyuşacağını gördüm

yine de üstüne gidip yıkanıp paklandım

keza yorucu bir gündü ve üstümdeki gri tozu ancak bu şekilde atabilirdim

uyuşmayan beynim salgıladığı

adrenalini seratoninle karıştırıp güzel bir kokteyl sundu

giyinmenin gereksizliği çıplaklığın güzelliğini düşünürken

havanın soğukluğunu fark edip üzerime bir şeyler atıp dışarı çıktım

taksi çağırmıştım ama gelmemişti ya da kaçırmıştım

sorgulamadan yüksek dozdaki salgılarımla hızlı adımlarla yürüdüm

ilk taksiye binip rotayı verdim

taksi şoförüne bir ses geliyor çok garip acaba kapı mı açık diye sordum

hayır pencereniz açık kapatın isterseniz ben ön camı açıyım diye teklif etti

yok dedim nefes alacak bir aralık lazım bana

aa siz de mi dedi

ben de yoksa siz de mi dedim

bu mesleği yapan birine sert bir hediye olmuş  agrofobi

"sormayın 13 yıldır savaşıyorum bununla

yine de çok severek yapıyorum işimi " dedi

ki belliydi

çok hızlı gidiyoruz sanki diye düşünürken

"aceleniz var gibi rahatsız olmuyorsunuz umarım" dedi kibarca

hayır hoşuma gitti uzun zamandır takside böyle gitmemiştim dedim

300 metre ötede kırmızı yandı

durmasak mı acaba diye düşünürken bastık geçtik

acaba aklımdan her geçeni yapacak mı diye düşünürken

siz Ahmet'in kızısınız değil mi diye sordu

aa evet dedim, nereden tanıyorsunuz babamı

"futbol oynardık bizim mahallede gençken"

"annenize benziyorsunuz" dedi sustuk bir süre

"daha önce babanızla sizi almıştım

konuşmuştuk detaylı ama siz biraz rahatsızdınız uyuyordunuz arkada"

evet hatırladım dedim ama hatırlamamıştım

yeter ki konuya girilmesin

ahlaşıp vahlaşmayalım diye

konuyu müziğe getirip, sesi biraz açar mısınız dedim

ben de severim bu şarkıyı dedi

Nazan Öncel gitme kal bu şehirde çalıyordu

içimden epey güldüm

salgılanan hormonlarım beni çılgına dönüştürmüşken

biri iki melankoli ile dengelenmiştim

o denge sayesinde kendimi toparlayıp

güzel geçecek gecenin ilk adımını atıp kapıyı çaldım.

















24 Aralık 2014 Çarşamba

24 saat

Dün akşam eve gelip , kapıyı çaldığımda
'Kim o? '
'annem değilsen git!' diyen güzel ağızlı
şöyle devam etti;
'bugün çok ilginç bir şey öğrendim:
Bir gün tam 24 saatmiş ve bir yılda 52 hafta varmış.' dedi.
Bunu anlatırken o kadar heyecanlıydı ki..
Sen kaç saat olsun isterdin diye sordum.
'Bazen daha çok bazen daha az.' cevabıyla dondum. 







30 Kasım 2014 Pazar

Kaldığımız yerden devam etmesek

İçimdeki senle karşımdaki seni 
Kıyaslıyorum da
O kadar benziyorsunuz ki 
Mutlu oluyorum seni fark ettikçe 

Bir o kadar yaklaştım dedikçe 
Özrü olmayan hallerle kaçıyorum 

Korkuyla sevilmez dediklerinde 
Kızıyorum.
Sana olan yalınlığımı saklıyor olmamın 
Bir korku değil de bir oyun olduğunu 
Biliyorum 

Çocuklar gibi oynamak istiyorum

O oyunların sonu yoktur ya 
Her seferinde yeniden başlarsın
Kaldığın yer diye bir şey olmaz hani 

Evcilik ya da doktorculuk gibi
Gerçek hayatlardan kısa bir kesit
Düğünü yapmadan, takılar olmadan
Kan akıtmadan alınan kanlar gibi
İğnesiz yapılan enjeksiyonlardan olsun 
Elimizde 
Oyunlardaki gibi 

Sadece ortasında olalım 
Kimseye bulaşmadan, kimseyi bulaştırmadan 
Can yakmadan 
Ateş çıkmadan 
Yorulunca uyuya kalıp
Bir sandalyede kıvrılıp birilerinin kucağında eve dönmeceli 
Ertesi gün yine aynı ortadan başlayıp
Devam etmeden aynı heyecanla 
oyunlara sızmacalı sistem 

Rüyada gibi olsun 
İradesiz ve hesapsız 

Sen doktor ben hasta 
Ben anne sen çocuk
Hayalet komşular 
Bir de O 
seni bana taşıyan 
Beni sende ol'durtan 
Sensiz de ol'abilmelerimin açıklaması olan 
O

Oyunu yaratan O 






10 Kasım 2014 Pazartesi

yaraya tuz yerine reçel basıyım istedim!

Tam sinema havasıydı ve saatime uyan tek bir film vardı. 
Daha önceden önyargılıydım, sinemada bu ve benzeri Türk filmleri izlememeye.
Keza Issız Adam gibi bir filmi sinemada izleyip, salya sümük seslerinden tiksinsem de 
toplu ağlama seansı yapmıştık. 

İncir Reçeli 2 ,16:00 seansı lütfen demiştim bile!..

Filmin birincisini eve zoraki bağlanmış, bitkinlikten kıpırdayamadığım bir günde talihsizce ve tesadüfen izlemiştim. Youtube'da çıkan reklamlar kahrolsun! 
Ağla ağla içim dışıma çıkmıştı.. Hoş ağlamak ne kelime böğürdüm hani.. Annem endişelenip 112'ye ihtiyacım olup olmadığına kadar sormuştu. 

Bu filmin ikincisini sinemada izleme cesaretimden ötürü kendimle gurur duydum. Avuntu işte..
Biraz da dönemsel hani, yaraya tuz yerine reçel basıyım istedim! 

Film tam bir hayal kırıklığı oldu, ağlamayı bırak sinir bozukluğu nedeniyle kıkır fıkır güldüm. 
Fikrim geldi projesi! 
Hem birinci çok tuttu hadi ikinciyi de çekelim projesi!
Zorlayalım bir senaryo hissiyatında! 

Derken ciddi güzel betimlemeler ile özlü sözler, yeni quote'lar çıkarılacak bir iş olmuş. 
Bu filmden cümleleri yakındır orada burada ezberleyene kadar görmüş olacağız. 
Hoş buna lafım yok, çünkü cidden etkilendiğim, aa bu laf neden benim hiç aklıma gelmedi dediğim örnekler ve düşündürücü, helal be dedirten cümleler vardı. Yiğidi öldür hakkını ver!

Film bir nevi müzik ziyafetiydi ayrıca, klarnetin o muthiş sesi ve jazz bardaki muhteşem performans sahnesi!! Unutulmazlarından oldu.

Bir sinema ustası olmasam da, bugüne kadar izlediğim filmlerden ve sinemaya merakımdan olan bilgime azıcık güvenerek belirtmek isterim ki, bir dans sahnesi öyle çekilmez. Bir renk olmalı, aksiyonu seyircinin yüreğine sokmalı. Al kamerayı biraz aşağıdan biraz sağdan çek, olmaz! Açısız, ışıksız, efektsiz böyle bir sahneye dalınamaz. Amatörlüğüm adına özür dileyerek belirtmek istiyorum ki, o dansa yazık olmuş! 

Bir de o köpeği takip ederkenki koşma sahnesi! Çok gereksiz olmuş, hadi olmuş bu kadar uzun tutmaya ne gerek var? Halil Sezai'nin oyunculuğu o noktaya kadar gayet güzel idare ederken, birden adamı benim gibi seyirciler karşısında utandırmaya ne gerek var! Aşık adamın çaresizliği ise bu sahne, bir bunlara karnımız tok, iki daha yaratıcı olunuz..

Ben senaryomu yazdım film mi çektim, ne haddime ama artık Türkiye'deki seyirci çok daha bilinçli, ve beklentiler daha yüksek! 

Son söz, müzikler bir yana, filmde beni etkileyen bir de  o ters ışık kullanımları oldu, özellikle sevişme sahnesindeki. Hımm bir de aklıma gelen ufak ama önemli bir ayrıntı, kızın kolundaki ve yüzündeki sivilcelerin saklanmamış olması detayı çok hoşuma gitti. 

Her şeye rağmen, güzel bir pazardı, filmde ağlamadığım için mutluyum :) emeği geçen herkese teşekkürler.. 




5 Kasım 2014 Çarşamba

yeni bir rakam tut icinden

Sabah yürüyüş yaptım, hızlısından - tempo iyidir !
Yolda çok güzel minik patatesler gördüm, 
aldım - ilk bakışta aşk 
Güzel bir duş sonrası maillere baktım, iki fotoğraf yaptım,
sonra heyecanla mutfağa kaçtım 
Patatesleri yıkadım itinayla - arınma şart! 
Soğanları soydum, doğradım, hem de parmaksız - artık olmuştum! 
Dereotundan bir tutam yoldum, incecik kıydım - acımasızca ! 
Bir peynir vardı aklımda, çıkardım dolaptan - buyurun yine deneysel .. 

Haşlandı patatesler on, soyuldular iki, doğrandılar bir dakikada 

tereyağı tavada, az biraz şekerle sevişen soğanlar kızarmaya yüz tutunca 
buluştular miniklerle.. Karıştılar, sadece yarım dakikada
peynir deneysel biçimde serpildi, tuzu yine sakladım sona 
koku beni benden aldı derken atıldı dereotu 
hepsi oldu mu yirmi dakikada - eh zaman bu tutarsız! 

Midemde bir kıpırtı vardı o da kayboldu! ama kokunun baştan çıkarmasıyla 
aklım verdi "Ye" emrini! - detaya girme fazla..

Eylem sonrası coşan dil, damak, mide, burun kapıldı bir heyecana 
aklıma geldi (n) o yazı'm  
"bir rakam tut içinden" 
ben sormadan sen söyledin o rakamı,
farkında ya da değil, duydum bir kere  
aynı değilmiş meğer - şaşırmadım ! 
merak ediyorsan eğer 
ben 7 demiştim içimden.. - aldırmadım ! 





13 Ekim 2014 Pazartesi

kaset

Her şey "çok" hatta "fazla" biraz da "gereksiz" yaşanıyordu.
Güzel ve sakin bir sessizlik en iyi çözümdü.

Birden arabanın camını açtı ve video kaseti aşağı fırlattı. 
Daha sonra ani bir fren yapıp, geri giderek kasetin üzerinden geçti. 

Sanki kırılan kaset ile her şey temizlenmişti!

İçindeki filmin hala sarılı olduğunun farkında değildi. 
Kız ise o kadar salak olmayı hak etmemişti.  
Kaset umurunda değildi, yakılsaydı da ezberindeydi o iki saat içinde yaşananlar. 
Silinesi çok şey vardı ama yok edilecek hiçbir şey kalmamıştı. 

Kız onun yokluğuna çoktan alışmış varlığının ağırlığında boğuluyordu. 

Yutkunamadan, nefessiz ama bitmek tükenmek bilmeyen tutkusu ile hala O'na sarılıyordu. 
Bir sözü vardı sanki O'nla olan hayata dair. O onsuz da devam edebilecekti. 
Keza en büyük hazzı ona yaşatan da ondan esirgeyen de o olmuştu. 

Aşk zannediyorlardı, halbuki sadece yalnızlıktı, yaşadıkları..
Bütünleşip koca bir küreye dönüşüyorlardı. 37 derece su ile dolu. Masmavi ve berrak.
İki insan ancak bu kadar sıfır olabilirdi, toplanınca. Bölmeye kalksan elde kalan hep birdi.
Silsen de izi kalırdı. O eski elma kokulu silgilerin bıraktığından.
İki mutlak sayıdan oluşan bir küre, tabii ki kocaman bir boşluktu. 

Kayıp.

Bulunmak istemeyen, kimseyi görmeyen, sessizliğe aşık iki yalnız kare, bomboş bir küre. 

Kaseti bulan küçük bir çocuk oldu. Babasına verdi. Babası meraklı bir herifti. Filmi yeniden sardırdı. 
İzledi. 

Önce böyle gerçekçi bir pornoya sahip oldu diye rezil bir heyecan yaptı. 
İlk beş dakikada işin kafasına boşaldı. Sonra keyfi kaçtı:
Bu iki salak neden başladıklarına devam edemiyorlardı? Anlamsız yarı çıplaklık, kaçak öpüşmeler, beceriksiz bir çift. Gülmelere kayan ağlamalar, gereksiz sarılmalar, fazla ters ışık. Kadının kıvrımsız silik hatları ve derken sonsuzluğa kaçan dakikalar.
Adam, büyük sıkıldı.   

Yine de yaşananların bekareti bozulmadı.

Bir şey olur gibi oldu ama olmadı. 

Biri diğerini aradı, ama o da açmadı. Diğeri kaçar gibi yaptı ama yarıda kaldı. 

Porno sandıkları ölümsüzdü.
Kimsenin anlayamadığı bir sevişmeyi sadece bir adam izledi.

O da anlamadı!

bir şey var'mış gibi oldu ama yok'luğunda yok oldu.